Pozitif Sezgi, Negatif Sezgi

 

Sezgi çoğunlukla herhangi bir delil olmadan bir şeyleri bilme ya da anlama becerisi olarak kabul edilse de bu kavramın başka bir anlamı, ilk günden bu yana bizim aleyhimize işleyen olumsuz bir yanı var: Sezgi, insanı her zaman “doğru görünenle” aynı fikirde olmaya iter. Zihin için alışıldık dünyevi olguların dışında kalan ve hayatın doğal akışına ters düşen her türlü olay karşısında insan aklını bir anda kilitler.

Artık her gün bir yenisiyle karşılaştığımız birçok bilimsel olguyu ya da fikri anlamakta çekilen zorluğun altında da bu yeni bilgilerin insan için sezgisel olmaması yatıyor. Bir şeyin aynı anda iki ya da daha fazla yerde olabileceği gibi yaşamın bilindik akışına aykırı düşünceler karşısında hissedilen kavrama çaresizliğinin nedeni, bu tür fikirlerin karmaşasından çok tanımlamaların insan için sezgisel olmaması.

Gerçi insanoğlunun sezgisel olmayan olguları anlamaya karşı gösterdiği direnç, bilim tarihinde yeni sayılmaz. Mesela dünyanın yuvarlak olduğu gibi, şimdi bize oldukça sezgisel gelen bir yığın fikir bir zamanlar insanlar için hiç de öyle değildi. O insanlar için sezgisel olan, yani bildikleri tüm dünyevi bilgiyle örtüşen, dünyanın düz olması gerekliliğiydi. Bugün de durum pek farklı değil aslında. Einstein da dahil birçok kişinin Kuantum Mekaniğine karşı tepkilerinin asıl nedeni bu mekaniğin hiçbir yönüyle sezgisel olmamasıydı.

Sezgisel olmayan ve sırf bu nedenle de insan zihnini sürekli rahatsız eden bir diğer olgu da “yeni kuşak sendromu”. Her nesil bir önceki için, doğası itibarıyla, sezgisel değildir. Bu da son derece anlaşılır. Özü bakımından normlarla işleyen sezgi için, yeni normlara sahip olmayan birilerinin yeni “normaller” oluşturabilmesi hiç kolay değil.

Anormallik korkusuna bağlı normal dayatmasının temelinde de hep negatif sezgi var. Yeni düşünceler gibi “yaşamın doğal akışına aykırı” yeni duyguların, bilindik tercihlerin dışında kalan tercihlerin, yaşam biçimlerinin, kabullerin, değerlerin sezilmesi eski kafalar için hep zor oluyor. Normalle uyuşmayan zekaların dahi teşhisinde bu insanlar eksik kalabiliyor. Kısacası, negatif sezgiyle nasıl baş edeceğini bilmeyen, her gün değişen yaşama sadece ezberlediği bilgilerle bakan birinin ne etrafında olup biteni fark etmesi ne de ezberledikleri yaşamın doğal akışına uymayan sistemleri kavraması mümkün. Edindiği bilgilere nasıl davranacağını, bilgiyle arasındaki mesafeyi nasıl koruması gerektiğini, dahası “yaşamın doğal akışı” diye bir şey olamayacağını kendine iyice öğretmeyen birinin, olumsuz sezgisini olumlu sezgiye dönüştürmesi sanıldığı kadar kolay değil. Bu tür bir zihinsel becerilerin keskinleşmesi de ancak bilişsel gelişimle mümkündür.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Neye Değer Veriyorsa İnsan, Onun Kasasıdır Korku

Yorum Yap