Övünmek için ne çok şeyi var insanın. Boyu, postu, gücünün şiddet cinsinden hacmi ya da zarafeti. Farklılaştırabildikleri, etkiledikleri, başkalarından bir parça daha kıymetli herhangi bir meziyeti, henüz kimsenin söylemediği bir sözü, onca yetenek arasından kendisine denk gelenin, hele rağbet gören bi yanı da varsa paresi, ün adına insanlar arasından sahip olduğu kulak ya da göz sayısı, bilinmesi, istenmesi, tercih edilmesi, kendisinden bir iz taşıyan eserleri, o da yoksa ağırlığının kar üzerinde bıraktığı izi…
Oysa insan, gerçekse eğer aradığı, sadece korkularıyla övünmeli. Çünkü korkusudur, insanın en doğru özeti. Sadece korkuları gösterebilir, birinin kim olduğunu, bu hayatta neyi üstün tuttuğunu. Her şey bir yana, neye değer veriyorsa insan, onun kasasıdır korku.
Korkunun yokluğu ise, felsefi zekâ yoksulluğun belki de en tabii göstergesidir. Ahmaklığın olmadığı gibi, korkusuzluğunda da övünülecek bir yanı yok. Cesur ise, korkularına rağmen doğru bildiğinde direnmeye çalışandır. Ve yine korkularıdır birinin yaptığı şeyi değerli kılan. Yoksa bir çocuğa anlatmak imkânsızdır, korkmadan nasıl kahraman olur insan.
İnsan korkmayı öğrenmeli, korkusunu var etmeyi. Onunla dost olmayı becermişse de korkuya dayamalı sırtını. Yapmaktan da korkmalı bazen, yapmamaktan da. Övünecekse de bununla övünmeli. Korktuğu şeyleri yapmaya başladığı o ilk anla övünmeli.
Başlamak, bitireceğini bilme anıdır. Öncesi de sonrası da durmaların hareketli gölgesi, aldanmamalı. Sonu, sonucu hissetme büyüsü, başlamak. Gerisi zaman kavgası. Ve yine unutmamak gerekir ki eğer ruhu bir şeyi yapmasını, değiştirmesini istiyorsa insandan, ya da bir yol varsa çiğnenecek, onun için çabalamaya başlamadığı her andan tiksinerek koruyabilir insan, sırf bir eşya olmamayı.
Ne kötü başlayamamak! Yeterince isteyememek! İstemeyi bilememek! Kararlar verip bir türlü başlayamamak ne kötü! Bizi korkutan ANLAMALARA başlamak lazım…
(2006, Moda)
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Metaverse Bir Cennet Mi?