Belki de insan türü için bu hayattaki en büyük sınav, aklını yitirmeden toplumun bir parçası olabilmesidir. Toplumsal aklın yer yer insanı aptallaştıran, ama bazen de o aptallıkla birçok soruna çözüm sunan yapısı karşısında bireysel aklın sağlıklı kalabilmesi öylesine zorlu bir görevdir ki bireysel aklını toplumsal akıldan koruyabilen insanlara gıpta etmemek mümkün değil.
Bireysel korkuların bireysel aklı olumsuz yönde etkilediği gibi toplumsal korkuların ayyuka çıkıp toplumsal aklı felce uğrattığı dönemlerde insanın bu sınavı daha da içinden çıkılmaz bir hal alabiliyor. Toplumsal korkunun da en bariz etkisi, o toplumdaki insanların sorunlar karşısında radikalleşmesi oluyor. Böyle durumlarda da salim akılların toplumla ilişkisi gerçekten hazin bir hal alıyor.
İnsanın, yaşadığı toplumun bir parçası olmak için sarf ettiği çaba bazen öylesine anlamsızlaşıyor ki pek çok kişinin bulabildiği tek çözüm, içinde yaşadığı toplumu değiştirmek, kendine, daha kolay adapte olabileceği yeni bir yer aramak oluyor. Bu tür göçlerin en büyük bedelini de bizim gibi eğitim seviyesini, başka bir deyişle kişi başına düşen eğitim miktarını yukarılara çekmeye çalışan ülkeler ödüyor.
Eğitim bakımından zafiyeti olan bizim gibi ülkeler bir yana, bu konuda iddialı ülkeler arasında dahi yüz binlerce eğitimli bireyle milyonlarca eğitimsiz bireyin değiş tokuş olduğu bir göç olgusunu kaldırabilecek bir ülke yoktur. Dünyanın en büyük ekonomileri dahi birkaç yıl içinde iyi eğitimli nüfusunun yarısını kaybetmeyi, bu durumun ekonomilerinde oluşturabileceği riskleri göze alamaz.
Toplumun bir parçası olmak konusunda insanların yüzleştiği bir diğer zorluk da kültürel yapılar arasındaki dengenin hızla bozulması. Geleneksel kültürün kendini güncelleme konusunda, çoğunlukla siyasi nedenlerle yetersiz kalması. Kültürün bir toplumda işlevsel yaşam biçimleri önermekten çok siyasi bir tutuma, kaba bir ideolojiye dönüşmeye başlaması. En vahimi de toplumun bir parçası olabilmek için bireylerin iktidardan yana seçimler yapmak zorunda bırakılması, siyasi kültürün etnik kültürlerin önüne geçmesi.
Sonuç olarak şunu söylemek gerekir ki bir toplumu gerçek manada güçlü kılan en önemli nitelik, bireylerinin o topluma uyum kolaylığıdır. Siyasi akıllarının, sanatsal akıllarının, kültürel akıllarının o toplum içinde nefes almasıdır. Ya da en başta da dediğimiz gibi, toplumsal akıl karşısında kendi aklını yitirmeden var olabilmesidir. Hayvanların nasıl düşündüğünü tam olarak bilmiyoruz ama şu kadarını söyleyebiliriz ki bizi onlardan ayıran en temel niteliğimiz, bu bireysel fikir üretme becerimiz.
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: İnsanlarda Aynılık / Farklılık Meselesi
Benim için iyi bir bakış açışı oldu Teşekkür ederim