Kuantum ve Anamorfoz

 

Anamorfoz günümüzde çoğunlukla, sadece belirli bir noktadan ya da bir mercekle bakıldığında normal görünen bir çarpıklığı tanımlamak için kullanılan bir terim olsa da bu kavram birçok yönden öylesine insan yaşamının içindedir ki bu duruma şaşmamak elde değil. Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki insan doğası itibarıyla, yaşamının çok büyük bir bölümünü aslında çarpık olan nesneleri düzgün görmek için bir arayışla geçirir. Bunu da aşktan işe, sahip olduğu arabadan tuttuğu takıma, dinlediği bir müzikten izlediği filme, en çok da oy verdiği partiye kadar, çoğu saçma sapan bir yığın nesnede yapar. Dış dünyayı değiştirmek konusunda hissettiği çaresizlik öyle büyüktür ki insanların çok büyük bir kısmı enerjilerini etrafındaki çarpıklıkları anlamak için değil de bu çarpıklıkları idealize edecek konumlar bulmak için harcarlar. Böyle olunca da yaşamları içinde idealize ettikleri birçok şeyin sadece konumlarından dolayı öyle göründüğünü, yani o anki mevcut bakış açılarıyla ilgili bir şey olduğunu; biraz sağa ya da sola gittiklerinde, dört elle sarıldıkları “en mükemmel fikirlerin” dahi bozuk yanlarını görebileceklerini fark edemezler.

Bir başka açıdan Anamorfoz bize, herhangi bir amaca ulaşmak için düşünsel konumun sürekli değişmesi gerektiği gibi, çok daha felsefi bir şey de söylüyor. İdealize edilmeye çalışılan yapay zekâ mantığında da bu ilke var aslında. Varılmaya çalışılan işleyiş de aşağı yukarı şöyle: Bir noktaya gel, yeni bir bilgiler edin ve o konumu mümkün olduğunca hızlı bir şekilde terk et. Yani yapay zekâ, makine öğrenmesin aksine, asıl işleyişini bilgi üretme becerisi üzerinden değil, yeni bakış açılarını çok hızlı bir biçimde fark edebilmesiyle, bilgisel konumunu hızla değiştirme becerisiyle gerçekleştiriyor.

Bu anlamda anamorfozun karşıtı da bağnazlık olmalı. Yaşamdaki olgular karşısında edinilen konumu, yani bilginin kendisini kutsama eğilimi… İnsan tarihindeki bu en devasa yara, iyinin kütünün ne olduğundan, doğru ve yanlışın ne olması gerektiğine; hatta sanattan bilime kadar insan pratiğinin her alanında ortaya çıkıyor. Her seferinde de insanı bağnazlaştıran konumundaki ısrar oluyor.

Anamorfozun kuantumla ilgisi ise, “gözlemcinin etkisi” bağlamında son derece kişisel bir şüphe aslında. Dedikleri gibi maddenin görünür pozisyonunda gözlemcinin bir etkisi gerçekten varsa eğer, bu etkinin nedeni gözlemciyle gözlenen arasındaki anamorfik ilişki olabilir belki de. Yani gözlemcinin etkisi o nesneyle kendi arasında, amacını bilemediğimiz bir nedenle, ideal açılanmaya neden olabilir.

Bu yorum fazlasıyla kişisel olsa da en azından insan inançlarında durumun aşağı yukarı böyle olduğunu biliyoruz. İnsan inançlarının önemli bir kısmının hasbelkader, sadece insanın bu dünyadaki coğrafi konumlanmasıyla belirdiğini, başka bir konumlanmada başka bir açıyla, o inancın değil de bir diğerinin zihin levhasında ideal bir şekilde var olacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle de bizim için her ne kadar değerli olursa olsun, bir nesne ya da fikrin etrafında dönmeden o şeyi sadece sevebileceğimizi ama hiçbir zaman anlayamayacağımızı kendimize itiraf etmeliyiz. Özellikle de anomorfik düşüncelerin gerçek yaşamı gerçekliğinden kopartıp bir tür Metaverse dönüştürebileceğini bilmeliyiz.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Duygular Nerede Biter, Hisler Nerede Başlar?

2 Yorum
  1. Sema Tepe

    Merhabalar,
    çok beğendim yazınızı gerçekten bravo ufuk açıcı, yalnız burda anlayamadığım konu başlık neden kuantum, yazı daha çok bakış açısı yapay zeka öğrenmesi ve anamorfoz ile ilgili, kuantum bağlantısını kuramadım, acaba kuantum derken bakış açısından olayları değerlendirmemize kadar herşeyin olasılığından mı bahsettiniz?
    yani net bu doğru budur değilde bu da olasıdır .. şeklinde mi?

  2. Bülent Göksal

    Yazıda da bahsedildiği gibi kuantum mekaniğinde anomorfik bir yön olabileceği düşüncesi, kişisel bir şüphe sadece.

Yorum Yap