Duygular, beyin tarafından salınan nörotransmitterler ve hormonlar aracılığıyla etkinleşen bedensel tepkiler, hisler ise duygusal tepkilerin bilinçli deneyimleri olarak tarif ediliyor. Burada bilinçli deneyimden kastedilen de büyük ölçüde düşünceler, daha doğrusu dünyevi bilgiler. Yani hislerin, düşünceye dönüşmüş duygu karışımları olduğunu ve büyük ölçüde düşünceyle ilgili olduğunu söylersek çok da yanılmayız. Daha teknik bir tarifle, beynin neokortikal bölgelerinden kaynaklanan hisler, duygular tarafından tetiklenir ve kişisel deneyimler, inançlar, anılar ve sonunda o duyguyla bağlantılı düşünceler tarafından şekillendirilir. Yani hisler için duyguların düşünce boyutuyla oluşan işleyişlerdir desek, çok da yanılmış sayılmayız.
Bu bakış açısıyla hissin, beyninizin bir duyguyu algılamasının ve ona belirli bir anlam yüklemesinin yan ürünü olduğunu da söyleyebiliriz. Yani duygular, uyaranlara karşı ani fizyolojik tepkilerle sınırlıyken, hisleri, ortaya çıkan tehditlere ve fırsatlara uyum sağlamak için kullanılan daha bilinçli bir süreçler olarak görebiliriz.
Duygu ve his arasındaki farkı renkler üzerinden tarif etmek de mümkün. Sadece üç ana renkle milyonlarca farklı rengin üretilebilmesi gibi, insanın doğuştan gelen sınırlı sayıdaki temel duyguların karışımlarıyla, en azından potansiyel olarak, sınırsız sayıda hissin üretiminde kullanılabilir. Ama renklerden farklı olarak hislerde asıl tonu belirleyen ışık değil, insan düşüncesidir. Yani duygulardaki sınır insan potansiyeli olsa da birinin o duygularla ne tür hisler üreteceği doğrudan insanın kendine kalmış bir süreçtir. Birinin his repertuvarı, hayatı boyunca ne öğrendiği ne bildiği, en önemlisi de genel düşünce yapısıyla ilgili bir şeydir belki de. Aynı temel duygularla birileri hayatını son derece anlamsız hislerle geçirirken bir başkasının aynı duygularla çok daha verimli hisler üretebilmesinin temelinde de bu işleyiş olabilir.
Psikolojik zorlukların en azından bir kısmına da bu açıdan bakmak mümkün. Duygu durumu bozukluklarıyla, his durumu bozukluklarını bu biçimde ayırmak, bu tür rahatsızlıkların kökenini, yani konunun biyolojik bir bozukluk mu yoksa bir düşünce yöntemi aksaklığı mı olduğu konusunda başka bir yaklaşım gerektirebilir. Hatta bu iki olgunun birbirlerini her iki yönden de etkilediği, yani duygu bozukluklarının hisleri etkilediği gibi, düşünce temelli his bozukluklarının da zamanla temel duyguları dejenere edebileceği yaklaşımında bir parça dahi haklılık payı varsa, psikolojik saadetimiz için bu dünyayla ilgili neyi ne kadar bildiğimizi mümkün olduğunca ciddiye almamız gerekir. Ya da en azından, sahip olduğumuz her türlü doğru ya da yanlış bilginin genel mutluluğumuzla doğrudan ilgili olabileceğini, ama daha da önemlisi, amaçsız insan hareketinin ancak bu şekilde davranışa dönüşebileceğini kabullenmek zorunda kalırız.
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Bilgi Nasıl Oluşur?