Seslendiren: Burak Bulut
Bir hikâyede konu ve tema arasındaki farkı, sofrayla o sofradaki yemekler üzerinden tarif etmek mümkün. Aynı konu gibi sofra da bir bütünü, ister sizi doyurmak için tam önünüzde duran ana yemek, ister biraz ötenizde iştahınızı kabartmak için duran garnitür ya da sırf sizi neşelendirmek için gözünüzün önünde duran tatlı olsun, masanın üzerindeki yiyeceklerin birliğini tarif eder. O masadaki tabak ya da bardaklarda bulunan lezzetler ise o sofranın temaları gibi düşünülebilir. Bu yüzden de konular, yani sofranın kendisi bir yere kadar anlamlı olsa da o yemeği sizin için özel kılacak olan büyük bir ihtimalle sofradaki tatların uyumu ya da belki de tek bir tanesinin orijinal lezzeti olacaktır.
Birçok hikayede de durum farklı değil aslında. Sırf yeni öğrendiği ve herkesin beğeneceğini umduğu tek bir meze için koskoca sofralar kuran insanlar gibi, hikaye anlatıcıları da çoğu kez tek bir insan hali için koskoca bir hikaye uydurabilir, klişelerle dolu bir hikayeyi kendi icatları tek bir lezzetle herkes için orijinal bir deneyime dönüştürebilirler. Hatta denilebilir ki bir yazar için konu, temas etmek istediğiniz asıl konuyu açmak için sıradan bir bahaneden başka bir şey değildir.
Eserlerini konularıyla değil de temalarla ayakta tutan en becerikli insanlardan biri de hiç kuşkusuz Shakespeare’di. Hatta Shakespeare için konu o denli önemsizdi ki neredeyse tüm oyunlarının konularını başka eserlerden transfer etmekte hiçbir sakınca görmemiş, konulara gerçek anlamda masa muamelesi yapmıştı. Hamlet, Romeo ve Juliet gibi önceden var olan birçok oyununu, üstelik isimlerini değiştirmeye bile tenezzül etmeden sadece içindeki temaları değiştirerek tekrar yazmıştı. Ama Shakespeare eski masalarda öyle yeni sofralar hazırlamıştı ki o yemekler ancak ondan sonra evrensel lezzetlere dönüşebildi.
Ama nihayetinde bu yazının amacı edebi kavramlara bir açıklık getirmek ya da Shakespeare üzerine ahkam kesmek değil elbette. Bu konu/tema ayırımı önemli ölçüde insan yaşamı üzerine, daha doğrusu insanın kendi ya da bir başkasının yaşamını değerlendirirken kullanması gereken kriterler üzerine de bir şeyler söylüyor. Mesela birinin genel yaşam konusu her ne olursa olsun, ister tüm hayatı tarlada domates yetiştirmeye adasın, ister bir üniversitede bilim yapmaya, asıl meselenin o insanın bu dünyada ne yaptığından çok o işleri nasıl yaptığını, diğer hikayeler gibi yaşam için de konudan çok temaların önemli olduğunu bilmek gerekiyor.
Daha da önemlisi, diğer insanların yaşamlarını yaptıkları büyük işlerle değil, ayrıntı sayılacak küçük işlerle ölçmek, konuya biraz da böyle bakmak, özellikle de dijital anlatıların bu denli yaygınlaştığı günümüzde, o anlatılar içinde insanların ne dediğinden çok akıllarından geçene kulak kesilmek gerekiyor.
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Eğitim Sistemi Ve Sözde Sorunları