Yeni Dünya Becerileri

YENİ DÜNYA BECERİLERİ

Şu dünyanın canlılık macerasını hızlandırılmış bir filme çekip izleme şansımız olsa ne görürdük acaba?

Bugün bildiğimiz kadarıyla üç buçuk milyar yıllık bu hadiseyi mesela bir saatlik bir film yapabilsek, ekranda ne görürdük? Filmin ilk üçte ikisi oldukça sıkıcı geçerdi şüphesiz; çünkü ilk 2 milyar yıllık dönemde dünyada tek hücreli canlılardan başka bir şey yokmuş gibi görünüyor. Ne bitkiler, ne hayvanlar, ne yosunlar, hiçbiri… Ama son 600 milyon yılda, yani yaklaşık filmin son çeyreğinde işler biraz hızlanırdı belki, ama o kadar değil. Filmin son 15 dakikasında yeryüzünün yeşil bitkilerle kaplandığını, hayvanların yavaşça sudan karalara yayılmaya başladığını izleyebilirdik ama bu hızlı dağılımdan hemen sonra filmimiz dakikalar boyunca pek değişmeyen bir dalgalanma ile ilerlerdi. Zira son beş yüz milyon yıllık geçmişinde dünyada çok büyük bir görsel değişiklik olmadı. Belki daha büyük bitki ve hayvanlar, yerini başka sınıf ve türlerde başka varlıklara bıraktı ama hepsi o. Dünyanın geneli o kadar da fazla değişmedi. Ta ki filmimizin son saniyesine kadar.

Böyle bir film olsa, son saniyede olan tuhaflığı anlamakta bir hayli zorlanabilirdik. Zira insanlığın 50 bin yıllık macerası bu filmde yarım saniye kadar; sanayi devriminden bu yana yaratılan medeniyet ise 0,26 milisaniye sürerdi (saniyenin yaklaşık binde üçü). Yani son saniyenin yarısında dünyaya bir şey olur ve biz bunu muhtemelen “film kopması” gibi alakasız bir rahatsızlık olarak deneyimlemiş olurduk. Daha muhtemel olarak belki de fark edemezdik bile (zira göz kırpmak bile yarım saniyeden uzun sürüyor). Özetle, böyle hızlandırıp bakınca, insan ve bu dünyadaki işleri iyice tuhaf görünüyor göze; görebilirsek tabii…

Gerçekten de dünya ve üzerindeki yaşam, milyonlarca yıl boyunca temel kuralları pek değişken bir yer değildi.

Bu insana kadar böyle sürdü. İnsan da elbette o doğanın bir parçasıydı ama yolda onun hissesine başka bir yolculuk düştü. İnsan, diğerlerinden çok daha fazla dönüştürücü, dönüştürmek zorunda olan bir canlıydı ve o dönüştürücü yanımız, sosyal yeteneklerimiz ve zekâmızla da birleşince, son birkaç bin yıldır dünyayı tanınmaz hale getirmeye bizi adeta mecbur etmiş gibi görünüyor. Buna bir dur da diyemiyoruz. Her geçen gün kendimizi doğadan daha çok koparacak ve kendi ürettiğimiz kurallar içine hapsedecek bir yenilik arayışıyla üretip duruyoruz.

Evet belki dünya tarihine bütün olarak bakınca pek görülebilir olmayan bir film çapağı gibiyiz ama her birimiz ömürlerimizi bu rahatsız edici anomalinin içinde yaşıyoruz. Kendi yarattığımız değişime uyum sağlamakta gittikçe zorlanır hale geliyoruz. Her şeyi insan için yapıyoruz ama insanı daha mutlu, daha sağlıklı, daha üretken ve daha tatmin dolu bir hale getirmekte genellikle hep başarısız oluyoruz. Bu yeni dünyayı biz yaratıyoruz ama bu dünya ne bize ne de diğer canlılara iyi geliyor.


İNSANIN İNSANA ETTİĞİ

Bu yeni dünyada küresel birçok sorun var ama bu sorunların büyük kısmı her birimizin bireysel sorunları ile de çok yakından alakalı. Bu bireysel “uyum” sorunlarımız için bilimin, siyasetin, düşüncenin veya teknolojinin bize yardımcı olabildiğini söylemek de güç. Zira bu devrin insanı, kendisi dışında şu dünyada ne varsa onunla ilgilenmek için ömrünün büyük çoğunluğunu seve seve harcayabilecek şekilde “eğitiliyor”. Bireysel olarak böyle bir suni vasatta hayatta kalmanın, iyi olmanın, gelişmenin ve kendimize uygun bir dünya yaratmanın yollarını da bilmeyince, sistemin sattığı ve bizi uyuşturacak her türlü dikkat dağıtıcıya ilgimiz gün geçtikçe artıyor. Hâlbuki böyle bir dünyada öncelikle bizi “kendimizden ve türdaşlarımızın bu garip hâlinden koruyacak” bir dizi beceriye acilen ihtiyacımız var.

Bendeniz İnsanın Fabrika Ayarları’nı (İFA) yazmaya başladığım günden beri “ne yapmalıyım” sorusuna da kişisel olarak çok kafa yoranlardanım. Neyse ki bu zorlu soruyla her zaman tek başıma güreşmek zorunda kalmadım. Özellikle AçıkBeyin’deki yol arkadaşlarımla birlikte, İFA temelli bir yeni dünya becerileri algısı seneler içinde olgunlaşmaya başladı ve 2025 yılından itibaren de kendimize ana gündem olarak bu konuyu belirledik.


YENİ DÜNYAYA ESKİ ADETLER

Yeni dünyada insanın yaşadığı sorunların en önemlisi, insanlar tarafından insanlar için yaratılan bu medeniyetin, “insana ne gerekir” sorusunu nadiren doğru bir bakış açısıyla sorabilmesidir.

İnsanın ne olduğu konusunda kafamız her dem karışık olduğu için olsa gerek, herkes insanın başka bir tarafını merkeze alarak, çoğu zaman hedonistik, oyuncu, oyalanmak veya acıdan kaçmak isteyen, yahut kısa yoldan görünür-bilinir olmayı isteyen yanımıza hitap eden ürün, hizmet veya teknolojiler üretip duruyoruz. Etrafımız neredeyse tamamen bu amaçlarla üretilmiş bir medeniyetle kuşatılıyor. Dahası, bu kuşatma her geçen gün daha da katılaşıyor ve hızlanıyor. Neticede “neye ihtiyacımız olduğunu” bile soramadan, bir sürü şeyi satın alırken, bir sürü şeyi anlamaya çalışırken, amansızca tüketip, umarsızca çöp üretirken ömürler geçip gidiyor. Sonucu ise doyamayan, tatmin olamayan, teskin edilemeyen insanlardan oluşma kalabalıklar ve onların yarattığı, gittikçe ağırlaşan yıkım tablosu.

Bu gidişe dur diyemesek de kendimizi bu sürecin olabildiğince dışında ve daha güvenli bir alanda tutmak mümkün. Bu da bize “yeni dünya becerileri” dediğimiz alanda, insan için en önemli yetkinlikleri en önemli gündem maddeleri haline getirme zorunluluğunu dayatıyor. Başka şansımız yok. Kendimize “iyi bakabileceğimiz” bir yetkinlik setimiz olmazsa, bu çılgın yarışta kaybederken kendimizi kazançlı zannetmemiz bile mümkün.

Bizim yeni dünya becerilerimizin listesi uzun. Fakat temel mantığı çok anlaşılır. “İnsanın gerçekten neye ihtiyacı var” sorusunun cevabını evrimsel, psikolojik, tıbbi (fizyolojik) ve sosyolojik açılardan incelerseniz, karşımıza “gerçek beceriler” olarak çoğu zaman hemen her kültürün binlerce yıldır öne çıkartmaya ve hatırlatmaya çalıştığı “kadim beceriler”in çıktığını göreceğiz. İnsanın temel yapı ve ihtiyacı binlerce yıldır pek değişmese de şu zamanda, özellikle de şehirli insanlar, çevresindeki ve şartlarındaki değişimler nedeniyle kendi ihtiyaçlarından bile bihaber bir yaşama mahkûm olmuş durumda. O nedenle insanlığın değişmez ihtiyaçları olan kadim beceriler, şimdi belki de her zamankinden daha önemli.

Çok özetle, kendini bilmek ve tanımak, durabilmek, yavaşlayabilmek, bilinçli farkındalık, öz disiplin, dil becerilerinde derinlik, zaaflarını fark etme, haz kontrolü, duygusal farkındalık, zihnini dönüştürebilmek, bağlantısallık ve yaşamdaşlık gibi beceriler, bizi bu dünyada belki de insan kalma yolculuğunda destekleyecek en önemli yardımcılarımızdan bazıları.


HAYATIMIZIN EN ÖNEMLİ PROJESİ

AçıkBeyin bundan böyle tüm dünya insanları için bu yeni dünya becerilerini toplama, açıklama, anlatma ve yaşamlara yerleştirilebilmesini kolaylaştıracak uygulamaları öğretme misyonu ile çalışmaya devam edecek. Eğer bu medeniyette “insan kalabilmek” istiyorsak, bunları öğrenmek ve hayatımıza çok ciddi bir biçimde yerleştirmek dışında fazla bir şansımız varmış gibi görünmüyor.

Kulağa belki biraz zor gibi geliyor ama kadim becerilerin şöyle güzel bir yanı var: Binlerce yıldır tüm insanlık kültürünün aradığı ve her dem yüceltilmiş kavramlar oldukları için, kültürümüzün en gizliden en aşikâra tüm kodlarında aslında işlenmiş ve her birimize de çeşitli derecelerde aktarılmış temel becerilerdir bunlar. O nedenle çoğu zaman sadece “hatırlamak” yaşamı değiştirmelerini sağlamak için yeterli olabiliyor. O nedenle birbirimize sıklıkla hatırlatmamız gereken en önemli yetkinliklerin bunlar olduğu konusunda benim şüphem yok. Zira birileri bu becerilerle kuşanmaya başladığında, etrafında bulunan diğer insanlar için de bu becerileri edinmek ve içselleştirmek çok daha kolay bir hale geliyor.

Çünkü sosyal çevresine göre davranan canlılarız. Ve o nedenle, biz değişmeye başlayınca, herkes de mucizevi bir şekilde değişmeye başlıyor. Tek gereken şey, nereye doğru dönüleceğimize, nereye gitmek istediğimize karar vermek. Hepsi bu…

Yorum Yap