Oxford Üniversitesi Sözlüğü 2024 yılının kelimesi olarak “brain rot” tabirini önermişti. Hani şu çılgınca verilerin uçuştuğu dijital dünyada yaşadığımız kafa dağınıklığı ve zihin dumuru durumu var ya, işte onu tarif eden güçlü bir kelimeydi bu. Tabii Türkiye’de bu haberi gördü ve kelime hayatımıza “beyin çürümesi” olarak girdi. Fakat bu tabiri ilk kez duyan birisinin ne anlayacağını, bu tamlamanın hayata nasıl katılacağını fazla düşünmedik. Bu çeviriyi kim yaptıysa, bu etkiler üzerine çok kafa yormamış olmalı. Zira “beyin çürümesi” lafını duyan hemen herkes bunu öncelikle fiziksel olarak beynin çürümesine neden olan bir hastalık zannedebiliyor. Anlatmak istediğini bu tanım İngilizce orijinaliyle ne kadar anlatıyor bilmem ama Türkçe versiyonunun meramı anlatmaktan uzak olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bu tabi bir internet haberi aracılığıyla önüme düştüğünde ilk aklıma gelen sorun bu brain rot tabirini nasıl Türkçeleştirmemiz gerektiğiydi. Kelimelerin tekil anlamlarına baktığınızda gerçekten de beyin denen bir organın çürümesinden bahseden bir terimdi ve birebir çeviri açısından bu uygun görünüyordu. Öte yandan bu terim aslında bir metafordu. Beynin normal işlevlerini yapamayacak kadar gereksiz uyaranlarla uzun süre meşgul edilmesinin yarattığı bir durumu anlatmaya çalışıyordu. Elbette bu terimi böyle uzunca tarif ettiğinizde herkes anlardı ama sadece terimin kendisini görünce izaha gerek kalmadan anlayıversek daha güzel olmaz mıydı? Bir yerde “Sinan” diye seslenen birinin herhangi bir Sinan’ı mı yoksa beni mi kastettiğini anladığım andaki rahatlama ve kesinlik duygusunu neden bu terimi duyanlardan esirgeyelim ki? Hemen sonra önüme yaygın Türkçe çevirisi olarak dolaşıma girecek olan Beyin Çürümesi tabiri düştü ve canım sıkıldı. Zira bu tabir o niyeti anlatmaktan uzak. Bizde çürüme fiziksel bir süreçtir aslında. Sosyal çürüme gibi soyut bir kavramla kullanırsanız o soyut “bozulma” anlamını sırtlayabilir; ama beyin gibi fiziksel bir nesne için kullanıldığında, ancak nahoş bir fiziksel değişimi getirir akla. Yani bu çeviri, Türkçe konuşan insanların dimağına konunun derinliği hakkında bilgi vermekten uzak. Peki ne olabilir bunun yerine?
Düşündüm, ne oluyordu “beyin çürümesi” diye anlatmaya çalıştığımız durumda? Çok uzun süre boyunca birbiri ile ilgisiz, yoğunluğu yüksek bir veri akışına, daha doğrusu malumat anarşisine maruz kalıyorsunuz. Sosyal medya, haberler, bildirimler, şok havadisler, sanal sosyal etkileşimler, suni ve dış gündemler, endişe verici veriler, haber değeri taşıdığı için dakika başı önümüze düşen sıra dışı insani haller, cinayetleri tecavüzler, haksızlıklar, yolsuzluklar ve daha niceleri. İlaveten kendimizi farketmeden içine hapsettiğimiz “yankı odalarımız” içindeki gürültü ve kulaklarımızı dış dünyaya tıkayan iç propagadaların etkisi. Gerçek hayattan, gerçek gündemimizden, gerçek ihtiyaçlarımızdan gittikçe koptuğumuz; gerçek ve acı verici bir arıza yaşamadan kendimize ve gerçek gündemimize dikkat veremediğimiz bir garip zihin hali. Yıllar boyunca kontrolsüzce böyle bir ortama maruz kalan insan zihninin, hiç hazır olmadığı böyle bir karmaşa içinde bozulması ve işlevinde yetmezlikler görülmesi hiç de şaşılacak bir şey değil. Sonuçta, odaklanma zorlukları, gerçek kişilerle ilgilenmek yerine gittikçe daha fazla ekranlarda vakit geçirme ihtiyacına yenilmek, bağlı olmadığı durumlarda anda kalmakta ve olanı izlemekte zorluk, beyin pusu (brain fog), gündelik ve normal gerginliklere tahammül gücünün belirgin olarak azalması, uykuya dalmakta veya uyanmakta zorluklar, artan gerginlik ve endişelilik hali gibi belirtilerle ortaya çıkan “brain rot” günümüz insanının kaderi gibi görünüyor. Ama hala “çürüme” kelimesinde anlatılmayan bir şeyler var.
Peki bu durum başka neye benziyor diye düşündüm. Aşırı veri, kontrolsüz bir biçimde bünyaya alma ve bunun neticesinde ortaya çıkan bir çeşit düzen bozukluğu. Aynen aç karnına kocaman bir açık büfe ziyafeti ile karşılaşan ve kontrolsüz bir şekilde, beyni “tamam” diyene kadar gereğinden fazla tıkınan bir insanın durumu gibi değil mi? Böyle bir durumda ne oluyor? Kişi ihtiyacından fazla yiyor; ama bunu iştahına, yani evrimsel bir sinyale yenilerek yapıyor ve neticede sindirim sistemi ile ilgili ciddi bir rahatsızlık yaşayabiliyor. Peki biz bu duruma ne diyoruz? Mide fesadı.
Tamam işte! Beynimizde veya daha doğrusu zihnimizde yaşadığımız şey de tam olarak bu. Arapçadan aldığımız fesat sözcüğü bozulma, yoldan çıkma, dağılma, arıza verme gibi anlamlar taşıyor zaten. Dolayısıyla brain fog denen şey aslında aynen mide gibi zihinsel süreçlerin de aşırı besleme nedeniyle bozulması. Beyin fesadı bu durumu bizim dilimizde çok daha iyi açıklayan bir terim aslında.
Peki bunun faydası ne? Mide fesadı olmamak için ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuzdur. Ne kadar aç, ne kadar iştahlı olursanız olun, kontrollü ve yavaş yemeli, gerçekten neye ihtiyacınız olduğunun farkındalığıyla yiyeceklerinizi bilinçli olarak seçmeli, dikkatli çiğnemeli ve mümkünse tıka basa doymadan o sofradan ayrılmalısınız. Şimdi “brain rot” olmamak için neler yapmak gerektiğini siz çıkarabilir misiniz? Eveti eğer bunu “beyin fesadı” olarak nitelerseniz, ne yapmanız gerektiğini de artık bildiğinizi fark edeceksiniz. Yaparsınız, yapmazsınız, o sizin bileceğiniz iş elbette…
Son bir şey daha: Beyin aslında bir organ. Fiziksel durumundaki nice değişikliklere rağmen işlevinde herhangi bir kayba rastlamadığımız çok sıradışı klinik vakalarını bildiğimiz bir garip beden parçamız. Fakat biz günlük hayatımızda beyinden bahsederken genellikle hep zihinsel donanımımızdan ve onun sağlığından bahsediyoruz neredeyse. Dolayısıyla brain rot tabirindeki o brain de aslında beyni kastetmiyor. Kastedilen ve gönderme yapılan şey zihinsel yahut akli işleyiş kalitesi aslında. Bu tabire galiba en doğru çeviri “zihin (yahut akıl) fesadı” olabilir gibi geliyor bana.
Yabancı kökenli bir kelimeyi olduğu gibi literal çevirisi ile gündeme almak görüldüğü gibi bir “bilgi aktarımı” yapmaya yetmiyor. Onu kendi dilinizde muradını anlatacak bir karşılıkla karşılayamazsanız, tercümeyi yapsanız bile o tercüme size bir şey anlatmıyor. Veri bilgiye ve hale dönüşmüyor.
Daha da fenası, bu kadar gündem içinde zihin haritanıza giren karşılıksız ve yeni bir terim, sizi aslında zihinsel karmaşaya ve zihin fesadına bir adım daha yaklaştırıyor. Zira size bir zihinsel açılımdan ziyade yeni bir karmaşa ve belirsizlik hediye ediyor aslında.
Fesada düşmemek kişinin kendi elinde, kimse kendinden başkasını “ifsad” edemiyor. O nedenle düzeltmeye, düşüncenin temel yakıtı olan dilden başlamak her zaman iyidir…