Hayvanlar Düşünebilir Mi?

 

Bu soruyu hala tartışıyor olmamızın nedeni, yüz yıllardır düşünce olgusuna doğru dürüst bir çerçeve getirememiş olmamız. “Düşünce” kavramın genel anlamında bir uzlaşma olsa da kenarlarına doğru gidildiğinde sınırları birçok açıdan hala belirsiz olması. Şimdi yapacağımız şey de sırtımızı etimolojik bir varsayıma dayandırıp yukarıdaki soruya yanıt olabilecek bir öneride bulunmak.

Düşünmek eylemi, kök olarak “düş” kavramıyla ilgili. Bu kavramdan kastedilen de insanın gerçek yaşama alternatif senaryolar tasarlama becerisi. Yaşamın normal akışı dışında, hiç var olmamış kurguları zihinsel olarak deneyimleme yöntemi… İnsanı diğer tüm canlılardan ayıran temel farklılık da büyük bir ihtimalle bu becerisi olabilir.

Düşünmek eylemi de aynı kökü gibi bu kurgulama becerisini işaret ediyor aslında. Dış dünyayı gözlemleyip pratik yaşam için temel çözümler üretmenin çok daha ötesinde, bir bilgi ya da olguyu sanal olarak alternatifli var edebilme becerisi. Bir diğer deyişle, bilgiyi kendi gerçekliği dışında olası koşullarla yorumlayabilmesi. Yoksa hayvanların da kolaylıkla yapabildiği, çoğunlukla gözleme dayalı zihinsel süreçlerin hiçbiri bizim düşünce dediğimiz şey değil aslında. Bazı durumlarda gösterdikleri davranış biçimleri insandaki düşünme eylemine çok benziyor olsa da hayvanların, hatta diğer tüm canlı türlerinin hiçbir davranışına bu anlamda düşünce değildir.

Ama diğer taraftan yeryüzündeki tüm canlılarda bizim adına “düşünmek” dediğimiz zihinsel etkinliğe çok benzer bir beceri olduğu da kesin. Buradaki asıl sıkıntı da Türkçenin ya da başka bir dilin hayvanlardaki o zihinsel faaliyet için henüz bir isim üretmemiş olması. Yani bu iki olgu arasındaki farklılığın “düş” ve “gerçek” arasındaki farklılığa benzer bir yanı olduğunu, yani birinin alternatifli diğerininse gerçeğe bağıl bir süreç olduğunu sezinleyebilsek de aradaki farkı mevcut sözcüklerle dilsel olarak ayırt etmek şimdilik imkânsız.

Hayvanlardaki düşünce sorunsalı için bir diğer çıkmaz da düşünce eyleminin kelimelere muhtaçlığı. Aksi görüşler olsa da teknik olarak sözcüklerden oluşmayan hiçbir zihinsel faaliyete düşünce diyemeyiz. Siz masada yuvarlanan bir bilyenin sonunda masadan düşeceğini aklınızdan hiçbir kelime geçirmeden düşündüğünüzü sanabilirsiniz ama daha derinlerde bir yerde, “masa”, “bilye” ve “düşme” kavramlarını sözcükler olmadan anlamlandırmanız, dolayısıyla dilsel göstergeler olmadan gözlemlediğiniz durumu kendi kendinize tarif edebilmeniz mümkün değildir. Çünkü semantik bir atama yapmadan, yani masanın masa olduğunu bilgisine sahip olmadan, bilye yere düşse bile sizin için masadan düşmüş sayılmaz. Yani dilsel temelli olmayan hiçbir içsel etkinliğe bu anlamda düşünce denemez.

İnsanlardaki düşünce kalitesinin, hatta bir yönüyle zekalarının bile zihinlerindeki kavram sayısına bağlı olması, herhangi bir ekran netliğinin ekrandaki piksel sayısına bağlı olması gibi düşünce netliğini de zihindeki kavram sayısının belirlediği öylesine açıktır ki sırf bu gerçekliğin izinden bile düşüncenin kavram muhtaçlığını gözlemlemek mümkün.

Son kez tekrar etmek gerekirse, insan dışında kalan diğer canlıların bir düşünce yetisine sahip olmadığını söylemek, çelişik görünse de düşünmedikleri anlamına gelmiyor. Sadece o olguyu kavramsallaştıracak kadar bilmediğimizi, henüz ona bir isim bulamadığımızı itiraf ediyoruz, o kadar. Ne onların dilleriyle bizim kullandığımız dil arasındaki farkı doğru dürüst biliyoruz ne de dilsel farklılıklar temelinde oluşan düşünce farklılıkları tarif edebiliyoruz. Bildiğimiz tek şeyse, bugün var olan her canlının en az insanınki kadar işlevsel, düşünce benzeri zihinsel bir beceriye sahip olduğu ve yukarıdaki soruya mutlaka bir de bu açıdan temas etmenin gerektiği.

Yorum Yap