Duygusal Entropi Ve Bakım Sanatı

 

Evrendeki tüm sistemlerde entropiyi, kabaca tarif edecek olursak işlevselliğin neden olduğu dağılmayı gözlemlemek mümkün. Görünen o ki bu evrendeki her şey varlığını sürdürmek için harcadığı enerji oranında dağılmakta. İstisnasız tüm fiziki sistemler ne kadar enerji tüketirse, yok oluşlarına doğru o denli yol almakta.

Bu olgu insanın içsel evreninde de aynı yasalarla çalışıyor olabilir. Yani insan zihninin oluşturduğu yaşam sevinci, kendini anlama isteği, öz saygı, başkalarını sevme becerisi, hatta değer yargıları gibi duygusal sistemler de fiziki olanlar gibi doğası gereği dağılma eğiliminde olabilir. Eğer gerçekten öyleyse, bu duygusal entropiler insanlar için dış dünyadaki entropilerden çok daha yıkıcı olmalı. Hatta böyle bakıldığında, bir yıldızın zamanla çöküp kara deliğe dönüşmesiyle depresyon arasında dahi bir benzerlik kurmak mümkün. Her ikisinin nedeni de aynı şekilde, var olan içsel enerjinin gitgide azalması olabilir.

Böyle bir bakışın ne kadar gerçeği yansıttığını tam olarak bilemeyiz ama insan zihnindeki birçok duygusal halin de evrendeki fiziki sistemlerde olduğu gibi entropik olduğuna dair bir yığın gösterge var. Eğer gerçekten böyleyse sadece duygular değil, iyi insan olma ya da yaşamı sevme gibi düşünceler bile siz ne yaparsanız yapın dağılma eğiliminde olacaktır. Hatta insanların yaşlandıkça ya da bir nedenle yaşam akışları yavaşladığında kalplerine musallat olan neşesizliğin bile entropik bir gerekçesi olabilir.

Fizikçilerin dediğine göre insan bedeni de dahil çoğu fiziki sistemlerde hareketlilik entropiyi azaltmakta. Hareketin oluşturduğu enerjinin dağılmayı yavaşlattığı biliniyor. Eğer gerçekten öyleyse duygusal sistemlerde de durum aynı olmalı. Duygusal hareketsizliğin duygu kayıplarına neden olması gibi, depresyon benzeri bir yığın sorun da duygusal hareket azalması ile ilgili olabilir. Belki de insanların çoğu kez farkına varamadığı duygusal hareketsizlik, yaşam isteği gibi en temel sistemlerin yıkım nedenidir. Ve bu bakış açısını doğruysa eğer, aynı bedenin hareketliliğe olan ihtiyacı gibi duyguları da hareketlendirmek, ihmal ettiğimiz duyguları sürekli çalışır tutmak gerekir. İnsanlar birbirine daha çok sarılmalı mesela. Birbirlerine daha çok güvenmeli. Birbirlerinin varlığından, hatta bu dünyadaki her şeyin varlığından daha çok tat almalı. Sevilmesi mümkün olan her şeyi hiç ıskalamadan ve sürekli sevmeli. Daha çok ağlamalı, daha çok gülmeli. Sadece duygusal hareketliliğin insanı mutlu tutacağını bilinmeli.

Ama bu arada şunu da belirtmek gerekir ki duygusal etropi tamamen faydasız da değil. Onun da iyi yanları var elbette. Yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen ve adına keder, üzüntü, nefret, acı ya da sıkıntı dediğimiz hislerin kader olmasını engelleyen de hiç kuşkusuz bu duyguların entropik özellikleri.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Siyasi Bir Bakış Açısıyla UFO Gerçeği

Yorum Yap