Ben Tam, Başkası Ham

İnsanlar olarak kendimizi her şeyin merkezinde tutan canlılarız. Başka türlü yapabilmemiz de çok kolay değil zaten. Düşüncelerimizi, davranışlarımızı, yaşantımızı beynimiz, bedenimiz, zihnimiz üzerinden oluşturuyoruz. Ne yaşıyorsak bu kafanın, bu bedenin içinden yaşıyoruz; her şeyi hep kendi bakış açımızdan görüyoruz. Bunun aksini yapabilmek çok incelikli ve süregelen bir çabayla belki mümkün.

Kendimizi haklı başkalarını haksız görme eğilimimizin sosyal psikolojide bir adı bile var: Temel atıf hatası. (Bkz: https://en.wikipedia.org/wiki/Fundamental_attribution_error)

Özetle şöyle: Bir şeyi iyi yaptığımızda bunu kendi özelliklerimize bağlıyor, kötü yaptığımızda ise çevresel faktörleri öne sürüyoruz. Oysa başkası bir şeyi iyi yaptığında çevresel faktörleri öne çıkarıyor, kötü yaptığında ise bunu o kişinin kişilik özelliklerine bağlıyoruz.

Bu tavrımızın farkına varmamız bile zor. Hileli ya da kötücül bir durumdan kaynaklanmıyor çünkü; sadece nereden baktığımızla ilgili. Kendimiz bir şeyleri yaparken onun için ne kadar çaba sarf ettiğimizi ya da hangi çabaları ne sebeple sarf edemediğimizi daha iyi biliyoruz. Oysa başkasının zihninde yaşamadığımız için, bir şeyleri yaparken sarf edilen çabayı ya da karşılaşılan engelleri bilmiyoruz. Kendi içinde bulunduğumuz durumlara içeriden bakıyor, başkasının içinde bulunduğu durumlara ise dışarıdan bakıyoruz.

Ben tam başkası ham düşüncesi yüreğimizin ta orta yerine oturmuş durumda.

Bunu biraz düşünmeye ne dersiniz?

Bu duygu durumunu sadece toplum genelinde pozitif kabul edilen şeylerde geçerli sanmayın; kendimizle ilgili negatif algılarda bile “ben tam başkası ham” diye düşünüyoruz.

Önce pozitiflerden örnekler verelim:

  • Biz büyük özveri göstererek zaman ayırıyoruz bir şeylere, başkalarının ayırdığı zamanı ise küçümsüyoruz.
  • Yaşamın anlamını derinden duyumsuyoruz ve başkalarının bu anlama erişemediğini, yüzeysel kaldığını düşünüyoruz.
  • Kendimizi daha başarılı, daha özgüvenli, daha dürüst görüyoruz; başkalarının başarısına, özgüvenine, dürüstlüğüne şüpheyle yaklaşıyoruz.

Peki ya negatifler? Aynı örnekleri kendisi hakkında olumsuz (?) görüşlere sahip bir insan için ele alalım. Ben tam başkası ham düşüncesi o kişide nasıl şekilleniyor?

  • Bir şeyler için köle gibi çalışabilmeyi, çok zaman harcamayı bir yandan eziklik gibi taşıyoruz içimizde, bir yandan da bununla gizli bir gurur duyuyoruz. Olması gerekenin böyle kendini özveriyle harcamak olduğunu düşünüyoruz çünkü. Her ne kadar altında ezilsek de biz taşınması gereken bu yükü taşıyoruz; başkası bizim kadar taşımıyor.
  • Yaşamın anlamı üzerine nihilist bir tavır içindeyiz, anlamsızlığın katı bir gerçek olduğunu keşfetmiş durumdayız; oysa başkaları yalan anlamlarla kendilerini avutuyorlar.
  • Daha başarısız, daha özgüvensiz, daha ikircikli bir insanız. Ve bu olması gereken zaten. Başkalarının başarıları, özgüvenleri, dürüstlükleri iyi bakımlı maskelerden ibaretler.

MOTTO

İnsana özgü bu bakış açısı yüzünden hiçbir zaman gerçek bir tarafsızlıkla bakamayacağım hiçbir şeye. Ama şunu biliyorum ki, ben ne kadar dürüstsem ortalama bir insan da en az o kadar dürüst. Ortalama bir insan da en az o kadar çalışkan, en az o kadar sevgi dolu, en az o kadar anlayışlı, en az o kadar güvenilir…

Ne yaparsam yapayım ortalama bir insandan ancak biraz farklı olabilirim. O zaman ortalama insana olan inancımı, güvenimi onarmak, yaşama bakış açımı çok daha verimli kılabilir.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Kolay Kolay Mıdır? Zor Zor Mudur?

Yorum Yap