Öğretmek Ve Öğrenmek Arasındaki Derin Fark

Okullar açıldı. Salgın, dijital dönüşüm, uzaktan eğitim derken öğrenciler ve öğretmenler nihayet okullarda buluştu. Öğretme faaliyetleri aksamıştı bu süreçte ama öğrenme yaşamın içindeki bütünleşik hâliyle tam güç devam ediyordu.

Bu iki kavram birbirine yapışık gibi duruyor: Öğrenme ve öğretme. Oysa aslında bir hayli farklılar.

Öğrenme bireysel bir iş, öğretme toplumsal bir iş. Öğrenme merak ve keşfe dayalı bir faaliyet, öğretme kalıp ve ezbere dayalı. Öğrenme yaşamın içinde bütünleşik, her an sürekli gerçekleşir, öğretme ise formel, yapay olarak oluşturulmuş bir faaliyet.

Öğretmenin doğal olanı, doğal öğrenmeye doğal bir şekilde eşlik etmek. Mesela bir anne çocuğuyla konuştuğunda, bir baba çocuğuyla oyun oynadığında… Öğretme kastı olmadan, bunu doğal bir şekilde yaşadıklarında doğal öğretme gerçekleştiriyorlar. Çünkü asıl unsur öğrenme, çevredeki kolaylaştırıcılar sadece öğrenmeyi kolaylaştırıyor, hızlandırıyor diyebiliriz.

Öğrenme yaratıcı bir faaliyetken, öğretme kısıtlayıcı bir faaliyet. Geçmiş yüzyıllara baktığınız zaman kendi kendine öğrenen −merak ve keşif duygusuna sahip olan− insanların geleceği yarattıklarını görürsünüz. Onlar kalıplara düşmeden mevcut eğitim imkânlarından da mevcut öğretmenlerden de yararlanan ama öğrenmeyi hiç bırakmadan yaşamaya devam eden insanlardı. Hâlâ öyle insanlar var dünyada ve geleceği yine onlar şekillendiriyor.

Okullardan yararlanabilirsiniz. Ama kendi merak ve keşif yöneliminizi kaybederseniz, öğretme faaliyetinin sizi sokmaya çalıştığı kalıplara kendinizi hapsederseniz, okul sizi bitirmiş olur. Oysa merak ve keşif yönünüzü diri tutarsanız, öğrenme faaliyetini gerçekleştiren kişi olarak başrolün kendinizde olduğunuzu unutmazsanız, okul da öğretmenler de size çok büyük yararlar sağlayabilirler.

Tekil bir öğretme-öğrenme faaliyetinde konuyu basitleştirelim:

Bir öğretmen öğrencisine Pisagor bağıntısını öğretmeye çalışır. Öğretmen belirli bir performansla yapar bu işi, biraz o öğretmenin performansına bağlı olarak ama daha çok da öğrencilerin yönelimleriyle farklı öğrenmeler gerçekleşir sınıfta.

Kimisi matematikten nefret etmeyi öğrenir.

Kimisi “Ezberlenecek bir formül daha çıktı hadi ezberleyeyim,” der ve ezberlerine bir yenisini ekler.

Kimisi “A bak ne ilginç, demek ispatı şuradanmış; aslında ben kendim de bunu düşünebilirdim,” der ve yeni bir bakış açısı öğrenir.

Kimisi öğretmenin önlüğün altına bugün de aynı bluzu giymiş olduğunu öğrenir.

Gerisini de siz hayal edin.

Öğretmen, ancak öğrenme faaliyetinin kendisinin ne olduğunu kavrayıp ona saygı duyduğunda ve öğrenenin başrolde olduğunu kabul ettiğinde gerçek bir dönüşüm yaşar. O zamana kadar “öğretmek” toplumsal bir biçimlendirme aracı olmaktan öteye geçemez.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Geleceğe Hapsettiğin Hayalinden Mektup

Yorum Yap