İnsani İletişim, Hayvani İletişim

 

Dille ilgilenen herkes için en heyecan verici konulardan biri de hayvanlardaki iletişim biçimleri. Üstelik bu gizemli alanın öylesine büyük vaatleri var ki dil olgusunu tam olarak tanımlayabilmek için bile hayvanlar arasındaki iletişim biçimlerini mümkün olduğunca anlamak, dil dışı tüm iletişim modellerini mutlaka çözümlemek gerekiyor.

Bu konuda cevaplanması gereken ilk soru da hayvanların kendilerine özgü bir dili olup olmadığı. Yani kendi aralarında seslerle kodladıkları ve o kodun nesiller boyu belirli bir kavram ya da duyguyu temsil edeceğiyle ilgili verilmiş kararlarının olup olmadığı… Ama bu soruyu yanıtlamak için önce dilin ne olduğunu tanımlamak, daha doğrusu diğer iletişim yöntemleriyle insan dilleri arasında teknik farkı belirlemek gerekir. Bu ayrımı yapmadan, en azından dil meselesinin bilgi aktarımından çok bir kodlama işlemi olduğunu anlamadan

Çoğu hayvanın da aynı bizler gibi ses temelli bir tür iletişim kullandıklarına tanık oluyoruz ama buradaki asıl sorun, dille iletişim arasındaki farkı ayırt etmekte düştüğümüz çelişki. İnsan ve hayvan iletişimleri arasındaki en temel fark da iletinin türü aslında. Bizim adına dil dediğimiz sistemde bilgi ya da duygular çok büyük bir oranda kodlanarak transfer edilir, Bizim dilden kastettiğimiz de bu kodlamadır aslında. Hayvanlar ise, en azından bildiğimiz kadarıyla, sesin bir soyutlama aracı olarak kullanılmaması. Hayvanların kendilerine özgü bir dili olup olmadığı sorusu da burada muğlaklaşıyor işte. Yunuslar, balinalar ya da arılar gibi bazı türler bilgi alışverişinde o kadar başarılar ki ortadaki hadiseye öyle ya da böyle “dil” demek zorunda kalıyoruz. İçinde kelimelerin değil de sadece öz duygu ve bilginin şifrelendiği bir iletişim türünü, insanlara özgü dillerle benzetmekten başka bir çare bulamıyoruz.

Yukarıdaki bu tarifin en önemli sorunu ise hayvanların sadece somut bilgi iletişimi içinde oldukları söylendiğinde, bu olgunun tam olarak anlaşılamaması. Hayvan iletişimin birçok örneğinde, mesela arıların keşfettikleri yeni bir çiçeğin yerini tarif ederken sergiledikleri davranışların ya da bir kuşun fark ettiği bir tehlikeyi çıkardığı seslerle diğer kuşlara bildirmesinin, bizim adına dil dediğimiz bilgi soyutlaması olmadığını fark edemememiz. Oysa bizim dil dediğimiz sistem benzer durumlarda, mesela bir yer tarif ederken bunu bilgiyi soyutlayarak yapar. “Üç kilometre uzakta” demek istediğinde, üçü tarif etmek için kendi etrafında üç kez dönmek yerine o kavramı ü ve ç sesleriyle soyutlayarak aktarır. Ve bu soyutlama becerisi, en azından bildiğimiz kadar, sadece insan icadı dillerle mümkündür.

Hayvanlardaki bu iletişim türünün bizimkinden ne kadar farklı olduğunu anlamanın bir yolu da olaya tam tersinden bakmak olabilir. Özellikle son otuz yılda oluşan iletişim bolluğuyla birlikte insanların dil kullanımı bir soyutlama aracı olmaktan çıkıp kaba bir duygulanma etkinliğine dönüştü. Güncel olan her medya türünde insanların büyük bir bölümü sözcüklerin taşıdığı bilgiden, o bilginin zihinlerinde oluşturacağı anlamdan çok ilkel bir şekilde ses çıkarma davranışı sergilemeye başladılar. Maymunun ormanda bir kaplan görüp çevresindekilere, içinde sadece duygu barındıran bir ses yığınıyla seslendiği gibi, artık birçok mecrada insanlar da birbirlerine bir şey anlatmak yerine son derece vahşi bir yöntemle sırf somut duygu aktarmaya çalışıyorlar.

Gerçi insan evladının bu dilsel hayvanlığı yeni bir şey sayılmaz. Büyük medeniyetler kurduğu ilk günden bu yana, özellikle de siyaset gibi arenalarda, liderlerin topluluklarla ağızlarından çıkan sözcüklerle değil de ağızlarından çıkan sesin şiddetiyle iletişim kurma geleneği hep vardı. Kâğıt üzerinde boş ve anlamsız gelecek bir yığın nutuk, dünya tarihinde bir yığın insanı vazgeçilmez lider yaptı.

Çoğu kadın erkek ilişkilerinde dahi amaçsızca sarf edilen kelimeler, aktarılmak istenen duygu için birer bahanedir sadece. Hatta sadece kelimeler de değil, çoğu zaman konunun kendisi bile sese bürünmüş duygu yanında ne idiği belirsiz ayrıntıdır. Üstelik bu durum sadece olumsuz duygu transferleri için de geçerli değil. Özellikle içki sofralarında, üç beş kişi bir araya gelip insan aklının en büyük meziyeti olan dilden zerre nasibini almamış bir iletişim biçimiyle, bir ağacın tepesinse zıplayıp duran, sebepsiz neşelenmiş bir maymun misali birbirlerine duygularını ama yalnızca duygularını ifade edip bunun adına da sohbet diyebilirler.

Hayvanların dili var mı, sorusuna geri dönersek eğer; bu soru, hayvanların dünyasında matematik var mıdır, sorusu kadar anlamsızdır aslında. İletişim yöntemleri en az bizim kadar, hatta bazen bizden çok daha iyi olabilir ama matematiğin sadece sayılarla ilgili olmadığı gibi, dil de sadece iletişim için icat ettiğimiz bir şey değil. Hayvanların iletişim için kullandığı sesler dilsel sistemleri ne kadar andırırsa andırsın, bunlar en azından teknik olarak dil değildir.

Özetlemek gerekirse, iletişimin bu şiddet çağında, amacı gerçekten fikir olan insanların şiddetsiz iletişimin kurallarını hem biliyor hem de inanıyor olması gerekiyor. Belki de son yirmi yıldır gezegendeki tüm iletişimin neredeyse yüzde doksan dokuzu artık insan sesiyle değil de klavye sesleriyle yapıldığı içindir, Histerik Hitap Arzusu Bozukluğu gibi en yabani yanımız olan iç ses arsızlığıyla şekillenen tüm iletişim biçimlerinden kurtulmanın tek yolu iletişim etiğidir.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Çocukluk Yoksunluğu

Yorum Yap