Çocukluk Yoksunluğu

Bu dünyada zıddı olan hiçbir kavramın elle tutulur bir gerçekliği yoktur. Ölçebileceğimiz somut gerçeklikleri de yoktur. Yani bir şeyin ağır ya da hafif, eski ya da yeni olması standart bir ölçüte değil, sadece bizim o anki duygusal algılarımıza bağlı kişisel kararlardır. 

 

Bir yerin uzak ya da yakın olması, o yerle aramızdaki mesafenin ölçüsüyle ilgili değildir mesela. Bir yeri uzak kılan, o mesafenin bizde oluşturduğu duygunun şiddeti, yani o mesafenin bize hissettirdikleridir, o kadar. Bunun için de bazen bize yüzlerce kilometre ötesi yakın gelirken, birkaç sokak ileride bulunan bakkal dünyanın en uzak yeri gibi görünebilir. 

 

Peki gerçekten var mı bir sınır, bir kural?

Tüm bu zıtlıklar ne kadar gerçek görünürse görünsün, kolay-zor, ucuz-pahalı, yavaş-hızlı gibi tüm tezatlı kavramların tam ortasında insanın kafasını karıştıran gerçekdışı bir alan var sanki. Bir yeri bize uzak kılan o son santimin, ya da bir nesneyi ağır olarak algılamamızı sağlayan o son gramın gerçekten var olduğuna inanmak, böyle bir matematiğin gerçekten işlediğini düşünmek insana pek de mantıklı gelmiyor. Üstelik ne uzaklıkla ilgili, mesela “bin yüz on üç santimden sonrası uzak olsun” diye verilmiş bir kararımız var ne de ağırlıkla ilgili, “kırk kilo iki yüz elli gramdan sonrası ağır sayılsın” diye üzerinde anlaştığımız bir ölçü bulunmakta. Tezat kavramların tam ortasındaki o son birim, gerçekten insanın kafasını karıştırmakta.

 

Çocukluk ve yetişkinlik arasındaki farkı anlamaya çalıştığımızda da bu iki dönemin zıtlığını akıldışı kılan bir durum var. Birine artık sen çocuk değilsin dediğimiz ama bunu da neye göre dediğimizi hiç bilmediğimiz bir başlangıç; ya da insanların bir saniye öncesinde çocuk olduğu ama o saniyenin sonunda bu özelliğini yitirdiği bir an varmış gibi düşünmek gerçekten anlamsız olabilir. Sanki çocuk olmak ya da olmamak evrensel bir yasayla sınırlanmış gibi…

 

Ama…

Bir an için yukarıdaki bakış açısına sempatiyle bakılsa bile, özellikle çocuklar söz konusu olduğunda buraya kadar olan yaklaşımda bambaşka bir eksiklik daha oluşuyor. İyi, doğru, güzel ya da çocuk gibi bazı özel kavramların zıt anlamları sadece onların yoksunluğuyla ilgili şeylermiş gibi geliyor insana. Kötünün sadece iyinin olmama hali, yanlışınsa sadece doğrunun kaybolmasıyla ilgili oluşu gibi, yetişkinliğin de sadece çocukluğun, bir sihrin bozulma hali olması mümkün… Ya da çocukluğun biten değil de kaybolan bir şey olması…

 

Böyle bakıldığında, belki de yetişkinlik sadece çocukluk yoksunluğudur. Çocukluğa özel hayret ve neşe yoksunluğu… Öte yandan yetişkinlik, bilgi temelli bir bozulma da olabilir. Yanlış bilgilerle oluşan yanlış duyguların zihnimizde yol açtığı parazitin baş edemediğimiz bir etkisidir belki de. 

 

Yetişkinlik, modern dünyanın tüm methiyelerine rağmen bir tür akıl karışıklığı da olabilir, akıl hastalığı da. Çünkü sistemlerin sebep olduğu saçma sapan değer yargılarını eleyip yaşamın, yaşamanın ana amacına bakıldığında başarılı olanlar kesinlikle çocuklardır. En geniş açıdan bakıldığında, çocuklar insanlığın ana hedeflerine, elde etmeye çalıştığı her şeye doğal olarak zaten sahiptir. Kısacası, çocukluk insan evladının başlangıcı olduğu gibi aynı zamanda varmaya çalıştığı en son noktadır.

Yorum Yap