Son birkaç yıldır, özellikle de pandemiden sonra, yetişkin öğrencilerimin sayısı fark edilir düzeyde artmaya başladı. Bu çok güzel bir gelişme çünkü anne-babalar sadece “çocuğumuz gelişsin, öğrensin” kategorisinden çıkıp “artık ben de kendim için bir şeyler yapmak ve o şekilde ona örnek olmak istiyorum” seviyesine yükselmeye başladı. Bu güzel adım, bir ebeveynin kendisine ve çocuğuna kazandırabileceği en harika davranış biçimi ve geliştirici hareket. Çünkü çocuklar, çoğumuzun deneyimlediği gibi söylediklerimizden çok yaptıklarımızı örnek alıyor ve kendi hayatında uyguluyorlar. Onların kendilerini geliştirmelerini ve faydası dokunacak eylemlerde bulunmalarını istiyorsak yapılması gereken ilk şey, ebeveynin kendini geliştirmeye ne kadar önem verdiği oluyor. Bu yorumu, hem kendi 15 yıllık eğitmenlik tecrübelerime ve gözlemlerime hem de çocuk psikolojine dair yaptığım sayısız araştırma ve çalışmalardan biliyorum.
Yeni Bir Dil, Yeni Anılar Yaratır
Anne-kız, baba-kız ya da anne- oğul ders verdiğim öğrencilerim var. Bu şekilde her ikisiyle de çalıştığım öğrencilerimin fark edilir derecede motivasyonları ve mutluluk düzeyleri çok daha yüksek. Çocuğun ebeveyniyle üzerine konuşup iletişim kurabileceği, birlikte zaman geçirebildikleri, hatta bazen tatlı rekabetlerin de olduğu sadece onlara özel anılar ve yeni bir dil oluşuyor. Ve bu durum çocuk için inanılmaz zevkli bir deneyim ve bağ kurmak demek.
Bu Yaştan Sonra Olur Mu?
Gelelim “yetişkinler de öğrenebilir mi?” konusuna…
Enstrüman çalmaya, sadece küçük yaşlarda başlandığında öğrenilebileceğine dair yetişkinlerin kalıplaşmış (bana göre biraz tutunulmuş) bir inancı var.
“ Hocam bu yaştan sonra nasıl öğrenelim, olmaz ki” cümlesi liste başı. İkinci sırada ise “hocam hiç vakit yok, ne ara çalışırız” geliyor.
Halbuki durum hiç de bildiğinizi sandığınız gibi değil. Çünkü gerçeklerle algılarınız arasında büyük farklar var…
Yetişkinlerin Avantajları
Bir yetişkinle ders yapmaya başladığımda zorlandığı anlarda düşündüğü ilk şey “çocuklar kadar çabuk öğrenemeyeceğim sanırım” oluyor. Evet, elbette çocukların kavrama ve uygulama becerileri biz yetişkinlerden daha hızlı ilerliyor. Çünkü küçük yaşlarda beyin, yeni bilgileri daha çabuk algılayıp şekillendirebiliyor. Hafıza henüz taze, gereksiz bilgiler ve yapılacaklar listesiyle de dolu olmadığı ve öğrenmeye aç olduğu için çok daha hızlı adapte oluyor. Fakat güzel haber şu ki; yetişkinlerin de çok sayıda avantajı var!
Mesela çalarken takip etmeleri gereken örüntüyü kavrayıp, parçanın mantığını oturtmaları, çocuklara göre daha hızlı ilerliyor. Çünkü bütünü görme açısından daha ilerideler. Benden iki yıldır ders alan yetişkin bir öğrencim, geçen gün derste yeni çalıştığımız parçayı akıcı şekilde çalarken şöyle bir cümle kurdu “ Evet şuan doğru çalıyorum farkındayım ama sanki parmaklarım kendiliğinden notaları bulup basıyor ve ben sonradan idrak ediyorum. Yani beynim, ben daha notayı düşünmeden çoktan görüp basmış oluyor. Bu inanılmaz bir şey!” Bu cümle şunu anlatıyor; derslerle birlikte beyinde yeni oluşan sinirsel bağlantılar artık yeterince güçlenmiş ve gideceği rotayı hızlı şekilde belirleyebiliyor. İşte bu durum yetişkinlerde belirgin şekilde daha fazla ortaya çıkıyor. Elbette parmak ve kas gücünün, henüz gelişmekte olan bir çocuğa göre çok daha ileri düzeyde olması da artı bir avantaj.
Bunlarla beraber, verilen ödevlerin ve tekrarların yapılması sorumluluğu yetişkinlerde çok daha yüksek ve bilinçli olduğu için ilerleme hızları çocuklara göre daha sağlam. Ayrıca, çocuklarda yeni yeni kazanılan ve henüz tam olgunlaşmamış el-parmak koordinasyonu, parçayı çalarken ek olarak dikkati zorlayan bir unsur fakat yetişkinler işin bu kısmında da öndeler. Odaklanmayı ve konsantrasyonu sadece enstrümanın üzerinde tutabilmekse ilginç şekilde çok değişken. Yaşı oldukça ufak olan fakat 45 dakika dikkatini bozmadan koruyabilen öğrencilerim var. Normalde ufak yaşlarda dikkat süresi 20-30 dakika ile sınırlıdır çünkü. Başka bir açıdansa yaşı büyük olup ancak 30 dakika odağını koruyabilen yetişkin öğrencilerim de mevcut. (Bu değişkenliği yaratan yüksek ihtimalle telefon, oyun ve internet bağımlılığı) Ama genel olarak bakarsak yetişkinlerin dikkati koruma süreleri çocuklara göre çok çok daha uzun.
Hep Çok İstedim Ama…
Çok istemelerine rağmen yetişkinlerin derse başlamakta neden tereddüt ettiklerini yıllar içinde daha iyi anlamaya başladım. Gözlemlerime göre bunun birincil sebebi; yaşları genç olmadığı için öğrenemeyeceklerini ve ilerleme kaydedemeyeceklerini (ki bu yanlış) düşünmeleri. İkinci ve en büyük sebep ise; mükemmeliyetçi bakış açısıyla düşünüp başaramayacaklarını, kendilerine ve çevrelerine rezil olacaklarını düşünmeleri!
Ya Hata Yaparsam?!
Kesin olarak söyleyebilirim ki öğrenmenin önündeki en büyük engel bu inanışlar. Hata yapmaktan, çalamamaktan çok çekinmeleri. Çünkü şöyle bir inanç var; eğer yetişkin olduysak artık çocuklar gibi hata yapma şansımız yok. Her şeyi kusursuz, hatasız ve mükemmel yapmalıyız! Hayattaki birçok şeyi öğrenmekten bizi alıkoyan en büyük korkumuz yani.
“Yetişkin olurken elimizden aldıkları en büyük güç, hata yapma özgürlüğü”. Ne yazık ki bu korkunun ve çekingenliğin en fazla olduğu ülkede yaşıyoruz ve bu durum yeni bir şeyleri deneyimleyebilme özgürlüğümüzü de elimizden alıyor. Çünkü bir enstrüman çalmayı “çok, çok, çok” sayıda hata yaparak ancak öğrenebiliriz. Tıpkı hayat gibi. Hiç hata yapmadan, her zaman kusursuz şekilde enstrüman çalabilen birini kariyerim boyunca görmedim. Bu mantıken de imkânsız bir durum zaten. Bizler kusursuz makineler değiliz.
Sahnede ya da videolarda izlediğiniz harika performansların arkasında, hatalarla dolu uzun yıllar ve çalışma saatleri var. Fakat bunu bildiğimiz halde iş uygulamaya geldiğinde, kendimize inanılmaz eleştirel yaklaşıyoruz. İşin kötü yanı, çocuklar da bu gördüklerini taklit ederek herhangi bir konuda adım atmaya çekinerek büyüyorlar.
Bu bakış açısını kırabildiğim, çaldığı parçalarla ve ilerleyişiyle gurur duyan ve hatta sahneye çıkıp parçalarını seslendirerek harika performanslar sergileyen yetişkin öğrencilerim var. Ve bu sayede ilerlemeleri, enstrümanla kurdukları bağ her geçen gün sağlamlaşıyor. Daha hızlı kavrayabildiklerini, çalabildiklerini gördükçe de öğrenme hevesleri katlanarak artıyor. Hatta bir noktadan sonra piyano dersleri, ders olmaktan çıkıp, hayatın karmaşasından kaçmak, beyni dinlendirmek ve nefes almak için kaçılan bir panik odası işlevi görüyor. Bunu görmek muhteşem!
İradi Seçim!
Evet yoğun hayatlarımız var, iş, ev, çocuklar vb. fazlaca yapılması gereken görev. Fakat elinize geçen ilk boşlukta ne yaptığınızı hatırlayın. Elbette ki telefonu elimize alıp, saatlerin nasıl geçtiğini fark etmeden zaman “öldürmek ve harcamak”. Pek olumlu kelimeler değil sanki?
Çoğu zaman doğru kullanamadığımız için bize pek katkı sağlamayan, kenara kaydedip sonradan ne olduğunu bile unuttuğumuz ve hatta bizden çok şey götüren sosyal medya. Tabii ki arada bunlara da ihtiyacımız var (belki) ama sistem öyle bir beynimizi ve zamanımızı yönetiyor ki, neye neden baktığımızın farkında olmadan otomatikleşiyoruz, köreliyoruz, algılarımızı ve düşünme yetimizi adım adım kaybediyoruz. Bir bakmışsınız saatler geçmiş.
İşte burada bir seçim yapma kısmı geliyor. Zor bir seçim üstelik. Kendime vakit ayırıp beni geliştiren, mutlu eden, rahatlatan ve hayalini kurduğum bir konuyla mı ilgilenmek istiyorum, yoksa insanların hayatlarını izleyerek zaman öldürmeyi mi?
Sözün Özü
Belki müziğe gerçekten doğuştan gelen bir yatkınlığınız vardı fakat yakından ilgilenebilme ya da tanışabilme fırsatına sahip olamadınız, belki de hiçbir enstrümanla karşılaşmadınız ve müzik yeteneğiniz olduğunun bile farkında değilsiniz. Bunlar çok tanıdık hikayeler. Güzel haberse, istikrarlı ve doğru şekilde çalışmanın tüm bu yılları telafi edebilecek olması ve hiçbir zaman geç olmaması. Yani aslında her şey sizin çabanız, isteğiniz ve kararlılığınızla alakalı. İşin en can alıcı noktası da zaten burası.
Siz hangi versiyonu istersiniz?