Zihnin ne olduğu sorusuna verilecek yanıt ön bir açıklama gerektiriyor olabilir. Her şeyden önce zihin, birçok farklı alan için bir terim-anlam. Burada terimden kastedilen ise bir kavramı herhangi bir disiplinde işe yarar hale getirmek için genleriyle oynayıp yeni bir anlam oluşturmaktan başka bir şey değil. Böyle olunca zihin kavramı da birçok farklı alanda, farklı amaçlara yönelik farklı anlamlarda kullanılabiliyor. Buna rağmen çoğu zaman zihin denildiğinde kastedilen, tüm düşünsel ve duygusal faaliyetlerin gerçekleştiği içsel bir evren. Ve öğrenme, bilme ve anlama, aynı bu sırayla, o evrende gerçekleşiyor.
Öğrenmek denilen şey de insanın bilgiyle buluşma merasiminden başka bir şey değil. Bilginin dış dünyadan zihnimize transferine verdiğimiz havalı bir isim… Ama herkes emin olabilir ki bir şeyi sırf öğrenmiş olmanın insanlık tarihinde hiç kimseye bir faydası olmamıştır. Çünkü bilginin dış dünyadan zihnimize transferi aslında bir hammadde sevkiyatı gibidir. Bu bakış açısıyla bilmenin de bir depo görevlisinin gelen malı depoya taşıdıktan sonra, “Sevkiyat tamam!” demesinden pek bir farkı yoktur. İnsan için asıl kıymetli olan anlamanın gerçekleşmesi için bilginin insan zihninde tamamen sindirilip kimyasal bir değişimle bir anlama dönüşmesi gerekir. Nasıl ki elinde tuttuğu elma birine bir fayda sağlamazsa, öğrendiği bilgi zihinde hazmedilip enerjiye dönüşmediği sürece kimseye bir yarar sağlamaz. Bu anlamda zihni, dış verilerin sindirilip anlam ya da duyguya dönüştürüldüğü bir yapı olarak düşünmek gerekir. Bilginin davranışa dönüşmesinden kastedilen de budur. Yoksa insanların eşit olduğu gibi basit bir bilgi dahi yıllarca aklınızda olsa bile o bilgi içselleşmediği müddetçe, ya siz insanlarla eşit değilsinizdir, ya da insanlar sizinle eşit değildir.
Bilginin öğrenme, bilme ve anlama için hammadde olmasının dışında asıl amacı gerçekliğe ulaşmak değil fayda sağlamaktır. Yani bilgi değerini gerçekliğinden değil, ne kadar eksik ya da yanlış olursa olsun dönemsel işlevinden alır. O yüzden de bilim tarihinde gerçekliğinden şüphe duyulmayan tek bir bilgi dahi yoktur. Ama burada şunu da eklemek gerekir ki yanlış bilgilerin bilimsel gelişime katkısı en az gerçek olduğu iddia edilen bilgiler kadardır. Kütlelerin birbirlerini çektiği bilgisi teknik olarak yanlış olsa da insan evladının aya seyahati o bilgi sayesinde gerçekleşmiştir. Yani insanların tarih boyunca bilgiyle olan ilişkisi gerçeklik üzerine değil, o bilgide sezinlediği fayda üzerinedir.
***
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Beynimizin Minimalizmi