Tuhaf ama kader kavramının içinden dini motifleri çıkardığınızda, geriye kalan anlam insanın biyolojik yanıyla da son derece örtüşüyor sanki. Üstelik bu durum sadece kader için geçerli de değil. Din ya da felsefelerin asimile ettiği birçok diğer kavrama da bu gözle bakıldığında, yani geleneksel bağlamların dışında daha rasyonel bir yaklaşımla ele alındığında ortaya gerçekten ilginç sayılabilecek durumlar çıkabiliyor.
Dini kültürler içinde kader çoğunlukla alın yazısı olarak algılansa da çoğu tasavvuf erbabına göre kaderden asıl kastedilen, ölçü ya da miktar. Bizdeki kadar sözcüğüyle aynı kökten. Ve bu anlamdaki kaderi daha güncel bir benzetmeyle yeniden tarif edecek olursak ortaya aşağı yukarı şöyle bir mana çıkıyor: İnsan dünyaya aynı internet paketleri gibi bir sürü yaşam paketleriyle gelir. Mesela 1000 GB’lık Nefes Paketi; 250 GB’lık Mutluluk Paketi ya da 100 GB’lık Keder Paketi gibi… Sonrasında ise herkes elindeki paketi nasıl kullanacağı konusunda serbesttir. Herkes özgür iradesiyle elindeki paketi istediği ölçüde, istediği anda, istediği şekilde kullanabilir. Ve özü bakımından kader kavramı da buradaki işleyişten öte bir şey değildir. Tasavvuftaki Külli İrade, Cüz’i İrade meselesi de bir bakıma, insanın elindeki paket üzerindeki iradesinden başka bir şey değildir.
Bu kader olgusunun dini olarak nasıl ele alındığını tam olarak bilmiyoruz ama başta da söylendiği gibi bu gibi kavramların içinden dini motifleri çıkardığımızda ortaya insan doğasıyla ilgili tuhaf bir gerçeklik çıkıyor sanki. İnsanın mutlulukla ilgili bir sınırı olduğunu bilmek, yaşam içinde haksız ve sentetik yollarla edinilen mutluluğun neden her seferinde büyük bir mutsuzlukla sonuçlandığına cevap verebilir. Hatta tüm örneklerde matematik de bu savı destekliyor. Mesela uyuşturucuyla elde edilen ve günlük mutluluğun 365 kat fazlasına neden olan bir deneyim yaşayanların hemen hemen hepsi ya geriye kalan 364 günde sıfır mutlulukla yaşamak zorunda kalıyor ya da daha kötüsü, yaşamlarını tamamen yitirebilir. Yani insanın tüm hoyratlığına rağmen en azından bu gibi durumlarda sınırlarını bilmesi, kendine bir yeter belirlemesi gerekir. Çünkü insan için mutlu olmanın önündeki en büyük engel, çok mutlu olmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.
Sadece mutluluk ya da mutsuzluk konusunda değil, birçok başka alanda da insanın önünde matematiksel sınırlar var sanki. Hiçbir heyecanı ilelebet sürdüremediği ya da hiçbir hazzı sabitleyemediği gibi hiç kimse bir ölçünün üzerinde ne yiyebiliyor ne de içebiliyor. Coşkuyla sahip olduğu bir eşyanın hazzını bile çoğunlukla birkaç günden ya da haftadan fazla sürdüremiyor. En önemlisi de herhangi bir keyfi arttırmaya çalışanlar farkında olmadan yaşamlarını çok daha sıkıcı kılıyor.
Dahası da var. Bu dünyada hiç kimse için, konu ister sentetik seks olsun ister insan doğasıyla uyuşmayan başka bir heyecan, sonrasındaki çilesiyle dengelenmeyen bir haz yok gibi. Yaşama homojen dağıtılmayan her zevk, hayatın geri kalan kısmında mutlaka mutluluk yoksunluğuyla cezalandırılıyor. Elindeki paketi nasıl bir hoyratlıkla kullanacağı insanın kendine kalmış olsa da normal hayatta olduğu gibi insanların parasını verip ekstra paket alma şansı da yok. Kim ne derse desin ya da ne zannederse zannetsin, insan için nedensiz mutluluğun en azından bilinç altında bir karşılığı yok. Belki de en önemlisi mutluluk nedir onu anlamak.
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Normaller Karşısında Zeki, Anormaller Karşısında Aptal Olmak