Zor ve kolay, hidrojenle oksijen değil ki kesin tanımları yapılabilsin; şu durumlarda şöyle davranırlar denebilsin. Kavramları konuşurken hikâyelere bakmak gerek, bir de hikâyeyi kimin anlattığına. Hangi ölçeği temel aldığımıza, hangi dönemde olduğumuza…
Basit bir örnek oluşturalım: Ölçek olarak kişi ve toplumu, zaman olarak ise şimdiyi ve yakın geçmişi ele alalım. Toplum pek çok kişiye oranla daha yavaş değişir. Gerçi öyle kişiler vardır ki onlar toplumla bir hayli benzer bir hızda değişir. Kimileri de toplumdan daha yavaş değişir; böyle kişiler daha statükocu olma eğilimindedirler. Sonuçta her toplumda bazı kişiler, şartlar öyle denk gelir ki içinde oldukları toplumdan daha hızlı değişirler. Toplum ile içinde yaşayan bireylerin önemli bir kısmının çıkarlarının çatışması kaçınılmazdır. Toplumların toplum ölçeğinde değişmesini sağlayan da çıkarı çatışan o bireylerden bazılarının ısrarlı mücadelesidir.
Bireyi tetikleyen ilgi, merak ve kendi tabiatına uygunluktur. Toplumun temel dürtüsü ise süregelen gelenekleri korumaktır. Kişinin bağımsız merak ve kuralsız keşif ihtiyacının karşısına toplumun eski kalıpları aktarma ve eskisi gibi biçimlendirme dürtüsü çıkar. Okullarda olan budur mesela. Bireylerin kimisi toplumun hızında hatta ondan daha yavaş değişmeye teşnedir, onlar kalıba konulmaktan pek rahatsız olmaz. Ama bir kısmı da başıbozuktur ve onların pek çoğunun kafası kırılır okullarda ve başka toplumsal biçimlendirme ortamlarında. Bir kısmının kafası, darbelere rağmen sağlam çıkar; onlar bazen kafalarını yaran çok sert darbeler alırlar, yine de bildikleri yolda devam ederler.
Kişinin özüne uygun gelen şey, orasını burasını kanatsa da zor gelmez ona. Herkes taş atarken dosttan gelen gülün incitmesi misali, onlar taş yemeye alışırlar. Zoru bal eylerler. Zor gelen, asıl zor gelen, dayanılmazca zor gelen, kişinin özüne aykırı olandır. Öze uygun zorluk zamanla kolaylaşır, öze aykırı zorluk ise bir türlü aşılamaz. Sadece üstü örtülür ama acıtır da acıtır, o kadar acıtır ki kişi ancak kendini toptan uyuşturarak dayanabilir o acıya.
Toplum, o biçimlendirme fabrikalarında esaslı bir kazık atar bireylere. İnandırır: Değerli olan zor olur, kolay gelen zaten değersizdir. “Hay’dan gelen Hu’ya gider.” gibi derin bir sözün özünü bile kolayca gelen kolayca gider diye bozar.
Bir şeyin değerli olmasıyla kolay ya da zor olması, ayrı ayrı iki özelliğidir. Kimi şey hem kolay hem değerlidir, kimisi kolaydır ama değersizdir, kimisi zordur ama değerlidir, kimisi de hem zordur hem değersizdir. Toplum zor olanın değerli olduğunu ve kolay olanın değersiz olduğunu dayatmaya çalışır, çünkü bilir ki kimi kişilere özüne aykırı şeyler çok zor gelecek, hep zor gelecek, bir türlü kolaylaşmayacak. Onlara o zorluğu kendi özlerine ihanet ede ede taşıtmak için dayatır bu türden kalıpları, hiç vazgeçmeden dayatır da dayatır…
Zorun iyi olduğu fikri, toplumun bireye attığı bir kazıktır.
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Erdem Kimin Erdemi, Vicdan Kimin Vicdanı?
hz. Mhuammed’in kolay olanı seçiniz tavsiyesiyle konuyu bağdaştırabilir miyiz? Bu konuda daha geniş okumalar yapabilmem için konu üzerine kitap tavsiye edebilir misiniz hocam? Uzun süredir aklımı kurcalayan bir mesele idi.Yazı içim müteşekkirim.
“Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.”
Gerçek öğrenme yaşamın içinde olandır. Kitaplar da yardımcı olur ama oradan yaşamınıza süzmek zaman alır. Çevik Yaşam videolarımı izlediniz mi? Kendi yaşamınızı, kendi deneyimlerinizi okumanızı tavsiye ederim. Aradığınız cevaplar kendi içinizde.
Sizi etkileyen benim yazım değildi zaten. İçinizdeki size fısıldayan, zaman zaman haykıran seslerin yankısını gördünüz ve sizi etkileyen o oldu. Kendinizi okuyun ve bunu yapmak için de Çevik Yaşam yaklaşımımdan yararlanın derim.