Zihin Arşivimizde Saklananları Bulma Sanatı

Bundan 1 yıl önce, zihnim her gün yeni ve farklı şeyleri amaçsızca keşfediyordu. Toksik bir üretkenlik içerisinde olduğumu fark etmeden, mesleğimi de kapsamış olan medyayı ve telefonumu kurcalayarak bilmediğim her şeye umarsızca ulaşmaya ve vakıf olmaya çalışıyordum. Bu durumun psikolojik olarak bedenime yansıdığını hissediyordum. Ataklar, varoluşsal anlam arayışları ve sonu bir türlü gelmeyen kaotik kavramlarla uğraşıp duruyordum. Beynim, dolayısıyla iradem zehirlenecek kadar çok bilinçdışı mesaj almış, bu bilgileri neden derleyip topladığına dair mazeret üretmemeye başlamıştı.


İnsanın Fabrika Ayarlarını dinledikten 1-2 hafta sonra, içsel keşif yapmaya başladığım dönemlerde, bir anda kaybolma duygusunu hissetmeye başladığım bir zamanda ilgisizlik ve kayıtsızlığım ufak bir kıpırtı ile uyanarak tersine döndü.

Tükettiklerimi zihin arşiv taramasından geçirdim..


İlk önce bu durum, ‘soyut ürün tüketimlerimi’ yalın bir gözle fark etmem ile başladı. Sonraki aşamada kendimi zamanı kullanma açısından değerlendirdim (haftada neye ne kadar vakit harcıyorum, neler yapıyorum şeklinde). Ortalama olarak üçte biri uyku, üçte biri yüzeysel olarak çalışma, üçte biri tüketimlerimle geçiyordu. Özellikle üçte birlikteki son kısımda bulunan tüketimlerime baktığımda çarpıcı bir sonuçla karşılaştım. Bu tüketimlerimde herhangi bir “anlam kaynağı” yoktu.

Duruma hayret etmeden hemen önce sırıtmaya başladım.

Mümkün değildi, çünkü veriyi aldığım yer bir cep telefonunun not defteriydi. Cep telefonumun dosya yöneticisine ve oradaki verilere bir göz atmak istedim. Arada bir bakarız ama unuturuz ya hani, önemli ve geçici dosyaları aynı yönetici klasörüne indirir indirir unuturuz. İkametgahı 10 kez indirmiştim. Aynı dosyadan olmasına rağmen… Bunun gibi çoğu dosyayı indirip birkaç ay önce yana yakıla aradığım çoğu dosyanın yerini buldum, garip bir şekilde sevindim de. Acaba aradığımız şey önceden biriktirdiğimiz şeylerin içinde miydi?


Aradığım her şey tek bir dosyadaydı..

Hemen unuttuğum şeyleri düşündüm ve zihnimde yeni bir klasör açıldı. Sosyal medya arşivlerim, yani kaydettiklerimden başladım. Fotoğraflara, küçük yaşta memleketimin derneğine mecburi bir durumdan ötürü giderken, rastladığım tanıdık akrabaların adını hatırlamazkenki mahcubiyet duygusunu hissederek bakmaya başladım. Baştan sona hepsini izleyip kategorize ettim, artık ilgilenmediklerimi kaldırdım. İçimde tarifsiz bir rahatlama hissi oluştu, sonra incelemeye devam ettim.

‘İlgi’lendiklerimden “arzu” duyduklarımı seçtim, onları tekrar tekrar izlerken neden büyülendiğimi fark ettim. İnceledikçe zihnim hatırlamaya başlıyor, bir hafta boyunca beğendiğim kaynaklara baştan sona bakınca, bu alanda tükettiğim 5-10 yıllık süreçte nelerin değiştiğini, neye göre değiştiğini anlamak uzun sürmedi. Ve sonunda beni “eyleme” dönüştüreceklerin hangisi olduğu ortaya çıktı. O videolar, sosyal medya algoritması bana doğru yolu ve içeriği gösterdiğinden, silme gereği duymadım. İçime, oradaki bilgiyi “hayatıma katmak ve dönüştürmek arzusu” doğdu.

Buradan anladığım artık toksik üretkenlik yerine, yaratıcı şekilde üretmek için neler gerektiğiydi. İşin felsefesinin farkına varmıştım tekrar tekrar izledikçe… Aradığımız şey biriktirdiklerimizin içinde tam olmasa da, içeriklerin ifade ettiği “manada,  anlamda” gizli. O kadar çok kelime, düşünce ve bilgiye maruz kalıyor ki beyin; bunları tam olarak analiz edemiyor, gereksiz bilgilerle dolu olduğundan yanlış yollar üzerinde devamlı çemberler çiziyor. Girdiğimiz bu döngüler ise bizi nevroz adını verdiğimiz çıkmazlara hapsedip yönetmeye çalışıyordu.

Zihin Yavaşlatma Deneyimi

Zihnimdeki şeyi yavaşlatma kararı aldıktan sonraki günler inanılmaz derecede zorlandım. Tıpkı bir yazılımcının, bir internet sitesinde bulduğu hataları kırmızı ekranda görür gibi, hepsini tek tek incelemeye başladım. O kadar şaşırdım ki! Her gün bir yenisini keşfedip o sorunun çözümü üzerinde çalışıyordum.

İyi olma halinin etkileri 1-2 haftada belli olmaya başlıyordu. Bununla birlikte soruna yönelik bir çok farklı disiplinden yararlanarak bakış açısı geliştirmem beni daha titiz ve içe dönük -kötü anlamda değil- bir yapıya büründürdü. En azından eskisi kadar reaktif birisi değildim. Daha çok proaktif ve objektif bir perspektiften bakıp her gün, her maruz kaldığım durumu daha etkili bir yönden algılama alıştırmaları yaptım. Ve devamlı “yeni bir şeyler” deneme alışkanlıklarımı geçici süreliğine kestim. Bunun yerine, beğenilerimi, kaydettiklerimi ve hislerimi dürtülerimi ve arzularımı, nihayetinde temeldeki duygulanımlarıma kadar bakabilmeyi deneyimledim. Yüzeysel ve illüzyonlarla dolu medyatik dünyanın bir parçası olup nelere maruz kaldığımı görünce “hayret” iklimimin en yoğun dönemini yaşadım.

Özellikle beyin ile ilgili konuları irdeledikçe her şey netleşti, her şeyle bağlantılı olduğumu fark ettiğim ana kadar ilerledi, ki bu daha da enteresan olan bir deneyimdi.

zihin arsivi ile ilgili hikaye insan fabrika ayarlari
Zihnimdekileri dönüştürerek gerçekliğimi yeniden yazıyorum/yaratıyorum/dönüştürüyordum.


Zihin sayesinde hayat dönüşümü izledim..

Sınırları aşıp her gün aynı fikirde olmadığım insanlarla konuşma sporu yapmaya, Tip 4 Ennegram olmamdan ötürü yaptığım işlerin sağlıklı boyutuna geçmeye karar verdim. İhtiyaçlarımı belirleyip o yöndeki uzmanlarla iletişime geçmeye, eğitimlerimi pekiştirmeye, hayatımda yeni şeylere maruz kalıp zihinsel enerjimi veya çeşitli kaynaklarımı harcamaktansa elimdekilerle “en iyisini nasıl yaparım?” düşüncesine odaklanmaya başladım. Bu anlamlı yaklaşım ve eğilim geliştirme çalışması beni daha üretken, daha cesur, daha “ben”, daha insan biri yaptı. Artık zihnim bilgileri ayırt ettikçe kopyaladığım kimlikler, ifadeler, paternler ve huylar daha da gün yüzüne çıkıyordu.

Bunları Çevik Yaşam modülleriyle birleştirince kapasitem daha anlamlı bir noktaya evrildi. Artık farklı olaylar hakkında daha çok kendi fikirlerimi ifade ediyor, dönüşüyor ve yaşamıma en uygun olan kararları vermeye başlıyordum. Merkezde gerçekten “kendim” olduğu hissi geldiğinde “dur” demeden dönüşümümü kabul ettim. Sonrasında bize de öğüt verildiği gibi niyet-merhamet ayarlarının sonundaki ‘kendini gerçekleştirme hikayesi’ de hayatta başımıza gelen her şeyden razı olarak tamamlandığını düşündüm. Hayatın kendisinin sunduğu süre zarfı ‘mükemmel’miş.

Rıza verdiğim her an kemal olduğumu, hayatımdaki her duyguyu dibine kadar yaşama arzusunun da kendisinin bir hazine olduğunu da kabul ettim.

Tabii bu kadar şeyin içine doğup da gülmemek elde değil 🙂 Derken yüzümde tuhaf bir gülümseme ile uyandım. Zihnimin arşivlerine gireyim diye niyetlenirken kalbine kadar girmiş olmak tuhaf ve komik bir masal gibi geldi. Artık ne yapacağımı biliyordum. Hemen bilgisayarımın başına geçip bir şeyler yazmaya başladım.. Kendimi en büyük hazineyi arayan maceracı bir korsan gibi hissediyordum…

1 Yorum
  1. Bengül Kayalar

    Tam da bütün bu karmaşanın farkına vardığım ve nasıl seyreltirim bu karışıklığı dediğim bir dönemde karşıma geldi yazı. Çok iyi geldi. Teşekkürler.

Yorum Yap