Türk Bilimkurgu Edebiyatına Genel Bir Bakış

Genç Cumhuriyetin Vizyonuyla Bilimkurgu Edebiyatı (1923-1949)

Makber şairi Abdülhak Hâmid Tarhan’ın bir bilimkurgu oyunu yazdığını biliyor muydunuz? 1925 yılında yayımlanan “Arzîler”de uzak bir gelecek toplumunu kurgulayan Tarhan, 40. Yüzyıla gönderdiği Kanbur ve Dilşad’ın gözünden gelişmiş bir toplumun gündelik yaşantısına dair yorumlarını yer yer mizahi bir üslupla aktarır. Epeyce uzak bir tarih konu edilse de, geleceğe dair iddialı öngörü ve çıkarımlarımda bulunduğu yapıtta; bulutlarda inşa edilen fabrikalar, hizmet robotları, televizyonlar ve görüntülü telefon görüşmeleri gibi dikkat çekici unsurları hayli isabetli denebilecek biçimde aktarılır. Bu bağlamda Osmanlı dönemindeki bilimkurgu eserlerinin doğal bir devamı niteliğindedir.  İstanbul’dan dünyaya doğru açılan kurgusuyla dönemin ruhuna uygun ütopik yaklaşımla toplumsal dönüşümleri irdeler. Bilimkurguyu da aynı doğrultuda spekülasyonun enstrümanı olarak değerlendirir.

Bu bağlamda değerlendirilebilecek bir diğer eser de İskender Fahrettin Sertelli’nin Behlül Dânâ müstear adıyla yazdığı Makineli Kafa romanıdır. Türk Edebiyatı’nda robot kavramına yer veren ilk eser olarak da bilinir. Romanda, kahramanımız kendisine yöneltilen her soruya doğru cevap verebilen taşınabilir bir robot kafayla karşılaşır. Çek yazar Karel Čapek’in Rossumovi Univerzální Roboti (R. U. R.) adlı oyunundan esinler taşıyan bu eser, erken dönem bilimkurgu yazarlarının Batılı kaynaklardan aldıkları ilhamı kendi eserlerine nasıl yansıttıklarını açıkça göstermektedir.

Bu dönemin bir diğer önemli eseri ise Vedii Bilgin’in Hayal mi Gerçek mi? adlı romanıdır. 1928’de gerçekleşen alfabe devriminden sonra yazılması sebebiyle Latin harfli ilk yerli bilimkurgu romanı olarak tarihi bir öneme sahiptir. Romanın kahramanı bir gece uyandığında kendini uzayda seyahat ederken bulur ve yolculuğunun nihayetinde Mars’a ulaşır. Ne talihtir ki, devasa teknolojik keşiflerin ortasına düşüverir ve hayatla ilgili felsefi sorguya kapılır gider. Bu yönüyle roman, teknolojik gelişmeler odağında insanlığın varoluş mücadelesini gözden geçirmesiyle karanlık bir yana da sahiptir.

 

Yakın Dönem Türk Bilimkurgu Edebiyatı (1950-1999)

Çağlayan Yayınevi ismine aşina mısınız? Türk bilimkurgu tarihinde belki de en önemli dönüm noktasının gerçekleştiği mecra olmasıyla bilinen Çağlayan Yayınevi, Kasım 1954 ile Mart 1955 arasında iki haftada bir yayımladıkları “Yeni Dünyalarda” serisiyle yalnızca bilimkurgu literatürüne bir pencere aralamakla yetinmemiş, aynı zamanda çeviri eserlerden müteşekkil yapısıyla diller arası metin aktarımı hususuna öncülük etmiştir. Seri bünyesinde Isaac Asimov, Robert A. Heinlein ve Fredric Brown gibi önemli yazarların eserlerine yer vererek, bilimkurgunun evrensel yönünü olanca görkemiyle sergilemiş ve Türk okurunun bilimkurgusal eserlerle tanışmasını sağlayarak sonraki yıllarda giderek artan ilginin temellerini atmıştır.

Doğan Kardeş dergisi de bu bağlamda bilhassa çocukların bilimkurguya ilgi duymasında önemli bir rol oynamıştır. Dergi bünyesinde yayımlanan çeşitli kitaplar vesilesiyle, genç okurların bilime ve geleceğin teknolojilerine olan ilgisinin artması amaçlanmıştır. Ne tesadüftür ki, Star Trek’in çıkışı da bu döneme denk gelir ve 18 Ekim 1972’de yayına başlayan dizi sayesinde popüler bilimin bilimkurguyla buluşması ilgi çekici bir konuma ulaşır.

1970’li yıllarla birlikte popüler kültürün önemli bir parçası olmaya başlayan bilimkurgunun yükselişini görürüz. Türkiye’nin ilk bilimkurgu dergisi Antares’in doğuşu da muhtemelen dönemin ruhuyla doğrudan ilintilidir. Türkiye’nin ilk fanzini olarak tanınırken, bilimkurgunun geniş kitlelerin ilgi alanına girdiğinin başlıca kanıtıdır. Ancak asıl dikkat çekici olay köklü edebiyat mecralarından Türk Dili ve Edebiyatı dergisinin konu hakkında özel bir sayı yayımlamasıdır. 1 Ocak 1973 tarihli bu sayı zaten başlı başına bir devrim sayılabilecekken, Orhan Duru’nun yazısında Batı’dan ithal science-fiction tabirine “bilimkurgu” çevirisini önermesiyle eşik aşılmış, bilimkurgu edebiyatı görmezden gelinemeyeceğini ispatlamıştır.

Sonraki adımı 1971 yılında Okat Yayınevi atar. On altı kitaplık Uzay serisi Çağlayan Yayınevi’nin açtığı yoldan şevk ve azimle ilerlendiğinin biricik göstergesidir. Türe ilgi arttıkça çeviri eserlerin katlanarak çoğalması farklı girişimlere de ilham vermiş; X-Bilinmeyen gibi dergiler aracılığıyla Orhan Yüksel, Metin Atak, Selma Mine, Mustafa Ali Tangaç, Refik Özdek, Müfit Özdeş ve Orhan Duru gibi alanın önde gelen yazarları öncülüğü üstlenerek özgün konuların inşa sürecini üstlenmişlerdir. Yazdıkları eserler sayesinde kültürel unsurların bilimkurgusal temalarla nasıl özdeşlik kuracağı detaylıca işlenmiş ve böylelikle sonraki nesillerin yol haritası şekillenmiştir.


Çağdaş Türk Bilimkurgu Edebiyatı (2000 ve Sonrası)

2000’li yıllar ve sonrasını anlamak için özellikle iletişim kanallarının evrimine odaklanmak gerekir. Edebiyatın asırlarca süregelen işlevi kitleleri duygularını harekete geçirme suretiyle etkilemektir. Haliyle anlatının kendisi kadar sesleneceği kanal da önem arz etmektedir. Bu doğrultuda değerlendirildiğinde internet kullanımının yaygınlaşması ve sosyal medyanın yükselişiyle pek çok şey kökünden değişmiştir. Mevzuyu Thomas Kuhn’un “paradigma değişimi” kavramından hareketle ele alırsak; var olan düzenin davranış modelini ihtiva eden paradigmanın değişimiyle alışılanın ötesinde kitlelere kolayca ulaşım imkanı sağlayan internet, yalnızca iletişim kolaylığı sağlamakla kalmamış, aynı zamanda anlatının yapısını da dönüştürmüştür. Eskiden çok daha zor ulaşılan ve sayılı kişiye hitap eden metinlerin bir anda bambaşka hüviyete bürünmeleri okurla yazar arasındaki duvarları kaldırmış, sınırları değiştirmiştir. İşte tam da bu noktada paradigmanın değiştiği yazılanların değişimi incelendiğinde rahatlıkla görülebilir.

Günümüzde internet siteleri başta olmak üzere pek çok mecrada kurgu ve kurgudışı binlerce eser düzenli olarak yayınlanmaktadır. 2023 yılında yayımlanan kitap sayısının yüz bine kadar ulaşması da bunun bir kanıtı adeta. Bu eserlerin hatırı sayılır kısmı da bilimkurgu elbette. Yalnızca bu da değil üstelik. Önce sinemanın icadıyla filmler, ardından televizyonun gelişimiyle diziler ve bilgisayarla hayatımıza dahil olan oyunlar vesilesiyle edebiyatın kelimelerle tahayyül kapılarını araladığı öte dünyalar görsel tabanlı araçların üst düzey teknolojisiyle sunulmaya başlandı. Yapay zekânın, nanoteknolojinin, klonlamanın, gezegen kolonizasyonun ve daha pek çok konunun gündelik hayata dahil oluşunu işlemenin yanı sıra, bireyin asırlardır yanıt aradığı ölümsüzlük gibi soruları da irdeleyerek oluşturduğu simbiyotik anlatı bağlarını cömertçe sergiliyor. 

Bu düzlemde Türk bilimkurgu edebiyatı, her ne kadar küresel örneklerle kıyaslandığında henüz emekleme aşamasında olsa da, giderek artan üretimi ve çeşitliliği ile ulusal edebiyatımızda önemli bir yer edinmiştir. Günümüzde pek çok kıymetli ismin çabasıyla durmadan genişleyen literatür, geleceği hayal ettiğimiz zamanlardan inşa edeceğimiz günlere ulaşacağımıza dair umudu hiç durmadan perçinlemektedir.


Yazar: Emre Bozkuş

Yorum Yap