Bilimkurgunun Bilim ve Hukuk ile İlişkisi – 2

Mary Shelley’nin Frankenstein’ından Isaac Asimov’un Robot Serisine kadar, bilimkurgu uzun zamandır bilimsel gelişmelerin ve hukuki değerlendirmelerin habercisi olmuştur. Shelley’nin Frankenstein’ı, bilimsel deneylerle ilgili etik sorular ortaya koymuş ve bu sorular daha sonra biyoteknoloji hukuku alanında kendini göstermiştir. Benzer şekilde, H.G. Wells’in The Island of Doctor Moreau (Türkçeye Dr. Moreau’nun Adası şeklinde çevrilmiştir), hayvanları fiziksel ve psikolojik olarak şekillendirerek, vücutlarını yeniden biçimlendirerek ve onları yasalara uymaya şartlandırarak, bir anlamda hayvanları insanlaştırmanın bir yolu olarak tasvir eder. Nihayetinde insanlığın kendisinin insandışılaşmasına yol açar. Well’s bu hikayede, duyarlılığın (sentience) gerçekten diğer yaşam formları üzerinde geniş bir yetki verip vermediğini sorgulamamıza neden olur ve hayvan hakları ile genetik mühendislik konularındaki güncel tartışmalarda yankılanmaya devam eden derin etik problemleri adeta Dr. Moreau aracılığıyla yüzümüze çarpar. Kazuo Ishiguro’nun Never Let Me Go (Türkçeye Beni Asla Bırakma olarak çevrilmiştir), 20. yüzyılın sonlarında, insanların yetişkinliğe ulaştıklarında organlarının toplanması amacıyla klonlandığı ve yetiştirildiği bir İngiltere’de geçmektedir. Ishiguro’nun insan klonlaması tasviri, birçok ülkede biyoetik ve genetik manipülasyonla ilgili yasaların hazırlanmasını etkileyen tartışmalara yol açmıştır. Bu hususta, Aldous Huxley’nin Brave New World (Türkçeye Cesur Yeni Dünya olarak çevrilmiştir) eserinin de tesiri göz ardı edilemeyecek derecede büyüktür. Margaret Atwood’un The Handmaid’s Tale (Türkçeye Damızlık Kızın Öyküsü olarak çevrilmiştir) eseri, üreme hakları ve biyoetik üzerine yapılan tartışmaları etkileyerek, taşıyıcı annelik ve genetik gizlilik gibi alanlarda yasal düzenlemelerin değerlendirilmesine yol açmıştır.

 

Bilimkurgu, dünyamıza yeni bir bakış açısıyla bakmamızı sağlayarak, dünyamızdaki değişimlerin yansımasını anlamamıza yardımcı olur. Geleceğin sosyolojisi olarak hizmet ederek, gelecek nesillerin karşılaşacağı politik, sosyal, psikolojik ve etik meseleleri hayal gücüyle keşfeder. Teknolojik olarak ilerledikçe, bilimkurgu, geleceği anlamak ve öngörmek için kritik bir araç haline gelir, bizi karşılaşacağımız zorluklara dair ipuçları için eserlerini incelemeye teşvik eder. Bilimkurgu eserlerindeki değişimleri gözlemleyerek, gerçek dünyamızda göz ardı ettiğimiz şeylere yeniden bakmaya çalışırız, değişimin yansımasını anlamaya çalışırız.

 

Kurgu ve gerçeklik arasındaki etkileşim sadece modern bir fenomen değil, aynı zamanda bilimsel ve hukuki ilerlemeler üzerinde hayal gücünün derin etkisini gösteren tarihsel köklere sahiptir. Bazen, bilimkurgunun bilim ve hukuk üzerindeki etkisi daha da açık şekilde gözler önüne serilir. 1930’larda, Fiziçiler, hatta Einstein bile, atom çekirdeğinde kilitli muazzam miktarda enerji bulunduğunu bilmelerine rağmen, bir atom bombasının yaratılışının “imkânsız” olduğuna inanıyorlardı. Ancak, atomik fizikçi Leo Szilard, H.G. Wells’in 1914’te kaleme aldığı The World Set Free (Bu inanılmaz eser maalesef Türkçe’ye çevrilmemiştir, İthaki duy sesimizi) eserini okuyarak ve ondan ilham alarak, bir zincir reaksiyonu aracılığıyla tek bir atomun gücünü artırma fikrini kavramış ve bu, Manhattan Projesi ve atom bombasına yol açmıştır. Hatta kendisi, bu buluşunu “H.G. Wells, işte geliyoruz” şeklinde ifade etmiştir. Gerçekten de, The World Set Free eseri okunduğunda, özellikle atom bombası sonrası yaşananların tasviri insanı hayrete düşürecek derecede ileride olacaklara benzemekte ve belki de olacakların habercisi görevindedir.

 

Ancak, düzenleyici yanıtlar, The World Set Free eserinin yayınlanmasından 32 yıl ve Nagazaki ile Hiroşima’ya atom bombalarının atılmasından bir yıl sonra ortaya çıkmıştır. 1946 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonu, BM tarafından atom enerjisi ile ilgili meseleleri ele almak ve nükleer silahların ortadan kaldırılmasına yönelik tedbirler önermek amacıyla kurulmuştur. Amerika Birleşik Devletleri tarafından Komisyon’a sunulan plan, atom enerjisi üzerinde uluslararası kontrol sağlanmasını ve nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılmasını önermekteydi. Ancak bu plan, ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle kabul edilmemiştir. Hukuk, yine reaktif bir tutum sergileyerek, bilimkurguyu daha yakından okuyup, teknolojilerin yol açabileceği felaketleri önlemek veya bu tür olaylara hazırlıklı olmak için stratejiler geliştirmek yerine, olayların gerçekleşmesini beklemiştir. Sonuç olarak, nükleer silahları kapsamlı bir şekilde yasaklayan ve tamamen ortadan kaldırılmalarını amaçlayan yasal olarak bağlayıcı ilk uluslararası anlaşma, 2017 yılında kabul edilen ve Ocak 2021’de yürürlüğe giren ‘Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması‘ (TPNW) olmuştur. Nükleer silah sahibi birçok devlet bu anlaşmaya katılmamış olmasına rağmen, anlaşma yürürlüğe girmiş ve küresel silahsızlanma çabalarında önemli bir adım teşkil etmektedir.

 

Sonuç

Sonuç olarak, bilimkurgunun tarihsel dönüm noktalarından modern sorunlara kadar bilim ve hukuk üzerindeki etkisi yadsınamaz. Bu etkinin farkında olmak, ortaya çıkan teknolojilerin etik ve hukuki zorluklarında yol almamıza rehberlik eder. Son yüzyılda yaşanan olağanüstü bilimsel ilerlemeler, özellikle kuantum teorisi ve genel göreliliğin geliştirilmesiyle, akıl sınırlarını zorlayan teknolojilerin gerçekleşme olasılığına dair daha isabetli tahminler yapmamızı mümkün kılmıştır. Sicim teorisi gibi daha da gelişmiş teorilerin ortaya çıkışıyla, zaman yolculuğu ve paralel evrenler gibi bilimkurguya sınır komşusu kavramlar bile artık fizikçiler tarafından yeniden değerlendirilmektedir. 150 yıl öncesine dönüp, o dönemin bilim insanları tarafından “imkansız” olarak nitelendirilen ve bugün günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen teknolojik gelişmeleri düşündüğümüzde, bu yeni değerlendirmelerin ne kadar isabetli olduğu daha net anlaşılmaktadır. Belki de, gerçekten, hiçbir şey imkansız değildir.

Politikacılar, teknolojik yeniliğin hızlı ilerlemesine, düşünceli ve proaktif yasal çerçevelerle eşlik etmek için bilimkurgu edebiyatını bir öngörü ve etik rehberlik aracı olarak aktif bir şekilde kullanmalıdır. İnovasyona devam ederken, bilimkurgu eserlerinde sunulan etik hususların bilimsel ve hukuki kararlarımızı nasıl yönlendirebileceğini nasıl sağlayabiliriz? Bu soru, bilimkurgu ile sadece eğlence olarak değil, aynı zamanda geleceğimize yönelik düşünceli ve proaktif bir yaklaşım şekillendirmek için kritik bir araç olarak ilgilenmenin önemini vurgular.


Yazar: Yeliz Figen Döker

Kaynaklar:

  • Rockwood, B. (1999). Introduction: Science Fiction and the Law. Law & Social Theory, 23, 1-6. Erişim adresi: HeinOnline

  • Tom Shippey, Hard Reading: Learning from Science Fiction (Liverpool University Press 2016)

  • Patrick Parrinder, ‘Imagining the Future: Zamyatin and Wells’ (1973) 1 Science Fiction Studies 17

  • Michio Kaku, Physics of the Impossible: A Scientific Exploration into the World of Phasers, Force Fields, Teleportation, and Time Travel (1st ed, Doubleday 2008)

  • How Science Fiction Influenced Science Fact | Royal Institution’ (18 Ocak 2023) <https://www.rigb.org/explore-science/explore/blog/how-science-fiction-influenced-science-fact>

  • Peter Nicholls, David Langford and Brian M Stableford (eds), The Science in Science Fiction (Knopf 1983).

 

Yorum Yap