Fen bilimlerinin şakası yoktur. Eksik bilgiyi, sezgiye dayalı iteleme eğilimlerini, “Ben bu bilgiyi böyle yorumluyorum,” gibi ipe sapa gelmez bireysel saçmalıkları adamın gözüne sokar. Gözleme dayalı ve ölçülebilir olma hali öyle güçlüdür ki sosyal bilimlerde olduğu gibi hiç kimse demagoji ile fikir üretme çabasına giremez bile. Girmeye çalışan da boyunun ölçüsünü hemen alır. Yani fen bilimleri doğası itibarıyla bilimsel saygıyı bünyesinde taşır.
Sosyal bilimlerse fen bilimlerinin bu kendini koruma becerisinden maalesef büyük ölçüde yoksun. Ağzı laf yapan birçok kişi tarafından bir tür oyun alanı, herkesin at koşturabileceği bir yer olarak görülüyor. Hatta bu alan herkes için öylesine “babasının malı” statüsünde ki bir yığın yarım akıllı, devlet arazisine gecekondu yapar gibi sosyal bilimlerin alanına çakma kürsüler kurabiliyor, kıçlarından uydurdukları havalı isimlerle, psikoloji, sosyoloji, felsefe gibi koskoca tarihsel yapıların hemen dibine derme çatma tek göz evlerini kurma cesareti gösterebiliyor. Bunu da kendilerine bilimsel bir yuva oluşturma amacıyla değil, sosyal bilimlerin naifliğinden faydalanarak para kazanma hırsıyla yapıyorlar. Hedef kitleleri de çoğunlukla tek tek kişiler olduğu için, icat ettikleri sözde bilim ürünlerinin başına her seferinde kişisel ibaresi yapıştırıp piyasaya öyle sürüyorlar. Üstelik sosyal bilimlerin ölçme zaaflarından dibine kadar faydalanmaya çalışan bu insanlar, kendi deneyimlerini bilimsel bir kriter olarak gösterecek kadar da cesurlar. En fecisi de bu davranışları birileri tarafından eleştirildiğinde, “Buyur sen tersini ispatla,” diyecek kadar da cüretkâr olabiliyorlar.
Sosyal bilimlerin sırtındaki bu gecekondu “bilimlerin” bir diğer arsızlığı da lengüistik, nöroloji, iletişim, pedagoji gibi alanların bin bir zahmetle ürettiği terimleri oyuncağa çevirmeleri ve o oyuncakları piyasaya olabilecek en pahalı biçimde arz etmeleri. Fen bilimlerinin teknoloji üretme becerilerini, merdiven altında da olsa, “kişisel yaşam teknolojileri” adı altında taklit ederek bir kazanç kapısına dönüştürmeleri…
Tabi bu arada şunu da söylemek gerekir ki Kişisel Gelişim Danışmanlığı, yani birinin sosyal bilimlerin enstrümanlarından ziyade kendi kişisel deneyimlerinden yola çıkarak birilerine rehberlik etme gayreti elbette saygıdeğer olabilir. Hatta bu konuya yeterince odaklanıp kendince geliştirdiği yöntemleri ücret karşılığı başkalarıyla paylaşması da kimseyi ilgilendirmez. Yeter ki yaşamla ilgili kendi fikirlerini daha değerli ya da pahalı hale getirmek için onları bir bilim gibi sunmaya kalkışmasın. Kişisel gelişim çabalarının gerçekten “kişisel” olduğunu unutup bunu eğitim sistemlerine bulaştırmaya kalkışmasın.
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Yabancı Dil Öğreniminde “Yardımcı Fiil” Kavramı Ve Ötesi