Yabancı Dil Öğreniminde “Yardımcı Fiil” Kavramı ve Ötesi

Yabancı dil öğrenmek isteyenlerin öncelikle tüm dillerin aynı evrensel ilkelere bağlı olduğunu ve bir dilin ancak değişkenlerini anlayarak öğrenilebileceğini bilmeleri gerekiyor. Kulağa biraz abartılı gelebilir ama aslında yeni bir dil öğrenmek, o dilin kendine özgü değişkenlerini öğrenmekten başka bir şey değildir.

 

Konuyu açmak gerekirse, mesela İngilizce eğitimine maruz kalmış herkes mutlaka “yardımcı fiil” kavramıyla bir şekilde karşılaşmıştır ve herkesin konuyla ilgili aşağı yukarı bir fikri vardır. Oysa bu konuyu ilkeler ve değişkenler bağlamında ele almadan birinin değil konunun özünü anlaması, neden bahsedildiği hakkında bile doğru dürüst bir fikri oluşamaz. Dil öğrenimindeki birçok konuda olduğu gibi, bilmekle bilmemek arasındaki araftan bir türlü kurtulamaz. 

 

Bu tür bir yoksunluğun en kritik yanı da çoğu kişinin yardımcı fiil kavramını bir şekilde görmezden gelme eğilimi. Daha doğrusu, insanların bu kavramı gerçek anlamda kavrayamamalarının dil öğrenimlerini ne denli olumsuz etkilediğini fark edememeleri. Çünkü zihnin tüm işlevlerinde olduğu gibi dil öğrenme sürecinde de eğer karşılaşılan bir kavramın içi dolduramazsa -tabiatın kuralı olarak- beyin o boşluğu mutlaka saçma sapan bir şeyle dolduracak. Mesela yardımcı fiil için kulağınıza, “Aslında pek de önemi olmayan, bürokratik bir ayrıntı” yanılgısını fısıldayacaktır.

 

Oysa bu konudaki evrensel ilkeyi -her dilin cümleler içine mutlaka zamanı anlayacağımız kodlamalar yaptığını- bilirsek işler birden kolaylaşacaktır. Bu ilkenin değişkeni olarak da İngilizcede bu kodlamalar fiillerle, Türkçede ise harf ya da ek gibi kelimeden daha küçük ögelerle yapılır.  Yani İngilizler birbirleriyle konuşurken kelimelerin arasına zamanın anlaşılması için “fiil-semboller” koyarken, Türkçede zaman kodlamalarını “harf-semboller” ile yaptığımızı fark edersek, yardımcı fiil kavramını ancak o zaman tam olarak anlayabiliriz. Üstelik bu anlama, herkese olmasa da en azından bazılarına, “Bu İngilizler zamanların sembol seçiminde, neden geniş zaman için ‘do’ yani ‘yapmak’ fiilini ama şimdiki zaman için ‘be’ yani ‘olmak’ fiilini tercih ettiler?” gibi sorular sordurarak konu algısını daha da derinleştirecek fırsatlar verir.

 

Buraya kadar olan kısmı İlkeler ve Değişkenler bakımından son bir kez daha özetlemek gerekirse, evrensel olarak dünyadaki bütün diller öyle ya da böyle mutlaka cümlelerin içinde zamanı kodlarlar. Bu evrensel bir ilkedir. İngilizce ve Türkçe arasındaki değişkense, İngilizce bu kodlamayı “fiil” adı verilen do, be, have gibi sözcük türleriyle, Türkçe ise r, t gibi harflerle (seslerle) yapar ve nihayetinde değişken ne olursa olsun, bunu bütün diğer diller de yapar.

 

Nihayet yazının ötesine gelirsek “Evrensel Dilbilgisi” sadece dille ilgili bir şey değil. İnsanın kendini anlamak zorunda hissettiği birçok diğer yapı ya da sistemlerin ardında -hatta insanın kendi işleyişinin ardında bile hemen hemen hep aynı dinamikler- özellikle evrensel ilkeler ve bireysel değişkenler vardır. Burada asıl övülen beceri de içinde insanın da olduğu her türlü sisteme hem evrensel hem de bireysel bakabilme alışkanlığı. Yoksa mevzu sırf yardımcı fiiller olsa, konuyu bu kadar ezmek elbette gerekmezdi.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Her Şeyi Mümkün Kılan Beceri: Soyutlama

Yorum Yap