Sanat ve Evrim

 

Biyolojide rastlantısal olarak açıklanabilecek pek çok olgu olabilir ama iş insan duygularına geldiğinde, bir nedene bağlanmayan tek bir duyguya dahi rastlamazsınız. İnsanın doğuştan getirdiği her duygu onu evrimsel amaçlara bağlı kalmaya zorlayan birer yazılım gibi çalışır. Hatta insanların sonradan öğrendiği hisler bile üzerleri ne kadar örtük olursa olsun, öyle ya da böyle hep aynı amaca yöneliktir.

Biraz dolaylı görünse de insanın sanat düşkünlüğü, yani sanatsal eylemlere karşı olumlu duygu üretebilme becerisi de kökü itibariyle evrimsel olmalı. Bu görüşün temeli de evrim denilen gelişim sürecinin tüm diğer sistemler gibi hayali motivasyon ihtiyacı var. Nasıl ki basit bir aleti geliştirmek için bile öncesinde daha iyisinin hayal edilmesi gerekiyorsa, evrimsel gelişimin ana güdülerinden biri de şimdilerde adına sanat dediğimiz, doğalın dışına çıkma isteği olabilir. Bu açıklama da sanat için iyi bir tarif olabilir.

Yukarıda bahsedilen hayal-motivasyon kavramına bir örnek vermek gerekirse, bir balığın okyanustan çıkıp kuşa dönüşebilmesi için öncelikle uçmak gibi daha önce hiç olmamış bir şeyi hayal edebilmesi gerekiyordu. Yani süreç ne kadar uzun ve karmaşık olursa olsun, o sürecin bir yerinde balık, uçmak fikrini bir biçimde geliştirmek zorundaydı. Bu durum elbette bizim alışık olduğumuz anlamda bir hayal kurma becerisinden çok, biyolojik bir yazılım gibi duruyor ama yine de bu olgu bizim adına sanatsal yaratıcılık dediğimiz şeyin başlangıcı olabilir. Ve eğer öyleyse, sanatsal yatkınlığımız da üstün bir tür olmamızdan değil, zihnimizdeki diğer her şey gibi biyolojik bir yazılımdan ibaret olabilir.

Bu yaklaşım aynı zamanda bize sanatla ilgili olası bir tarif de öneriyor. Belki de sanatı doğal ve sıradan olana yeni bir alternatif arayışı olarak düşünmek ya da onu evrimin bir enstrümanı olarak görmek gerekiyordur. Bu bakış açısıyla da ister bir ses, bir biçim ya da bir tavır olsun, insanda doğalın dışına çıkma isteği uyandıran her şey, yapı taşı ne olursa olsun sanattır denilebilir. Ve yine bu bakış açısıyla sanatın sınırını, Newton mekaniği ile Kuantum mekaniğinin ya da aşk ile sevginin sınırı gibi, olağanla olağandışı arasındaki sınır olarak görülebilir.

Her şey bir kenara, sanatı üstün insanın üstün niteliklerinden biri olarak görme eğilimimiz sanatla evrim arasında böyle bir bağı kabullenmeyi zorlaştırsa da tarih boyunca sanatının insan üzerindeki etkilerine baktığımızda, tüm o çabaların en azından bir yönüyle insan evrimine hizmet etmek için çalıştığını görmezden gelmek haksızlık olur.

 

Yorum Yap