Doğduğumuz andan itibaren etrafımız insanlarla çevrili. Her biriyle farklı düzeyde ilişkilerimiz var. Acaba bize en yakın olan kim?
Bu soruya pek çoğumuz eşim, dostum, sevgilim, çocuğum, annem, babam, kardeşim, arkadaşım gibi yanıtlar veriyoruz. Tabii en yakınımızla bile yakınlık derecemiz sürekli değişiyor, bazen az yakın bazen çok yakın oluyoruz. Ama bize hep çok yakın olduğu halde hiç fark etmediğimiz, kendisiyle ilişkimize pek de özen göstermediğimiz, tüm dünyadaki insanlar yok olsa bile yine bizimle olacak bir yakınımız, hatta en yakınımız var: KENDİMİZ.
Kendimizle aramız nasıl? Seviyor muyuz onu mesela, sayıyor muyuz? İsteklerini, hayattan beklentilerini, duygularını, düşüncelerini önemsiyor muyuz? Onu insan yerine koyuyor muyuz?
Tıpkı en çok değer verdiğimiz, en çok sevdiğimiz, saydığımız, ilgi gösterdiğimiz insanlar gibi, KENDİMİZ DE BİR İNSAN. Üstelik bize en yakın olanı. Varlığının farkında olmasak bile, onu yok saysak bile her zaman bizimle olanı…
Kendimle İlişkim
Peki neden yakınımızdakilerle ilişkilerimize bu kadar önem verirken, yatırım yaparken kendimizle ilişkimizi ihmal ediyoruz? Onu “elde var bir” olarak gördüğümüz için mi acaba? Annemize, babamıza, çocuğumuza, eşimize, dostumuza kötü davrandığımızda ilişkimiz bozulur, hatta bitebilir. Ama sosyal ilişkilere en çok zarar veren davranışı -yok sayma davranışını- kendimize karşı sergilediğimizde bile kendimiz bizi terk etmiyor, edemiyor. Bu garanti yüzünden mi insan yerine koymuyoruz kendimizi?
Sosyal ilişkilerin insan canlısı için önemi malum. Ama en önemli ilişkimiz kendimizle olan ilişkimiz. Kendimizle ilişkimiz diğer tüm ilişkilerimizi ve tabii bütün hayatımızı belirliyor. Kendisiyle arası iyi olmayan birinin başkalarıyla da iyi ilişkiler kurmasının bir imkânı maalesef bulunmuyor. Nitekim en düzgün sosyal ilişkilere sahip olan ve toplumsal fayda yaratan insanların, dış dünyadan ziyade iç dünyalarıyla meşgul oldukları, kendileriyle ilişkilerine yatırım yaptıkları, en çok kendileriyle vakit geçirdikleri malum. Bunun aksine en büyük toplumsal zararlara sebep olan kişilerinse kendileriyle ilişkilerinin hiç iyi olmadığını ve bu nedenle etraflarındaki insanlara ve hatta diğer tüm canlılara zulmettiklerini görüyoruz.
Demek ki neymiş; iyi sosyal ilişkiler kurabilmek için önce kendimizle iyi anlaşmamız gerekiyormuş.
Kendimle Anlaşmak
Peki nasıl anlaşacağım kendimle? Diğerleriyle nasıl anlaşıyorsam öyle! Konuşarak…
“Kendiyle konuşana deli derler” diye itiraz edebilirsiniz. Ama biraz deli olmanın ne kadar faydalı olduğu konusunda geçen hafta anlaşmıştık, öyle değil mi?
Her şeyden önce şunu kabul etmeliyiz ki bizler de dış dünyada önem verdiğimiz insanlar kadar önemli ve değerliyiz. Duygularımıza, düşüncelerimize, isteklerimize, hayallerimize en az diğer insanlarınki kadar değer vermeliyiz. Çünkü kendimiz en yakınımız ve bizim için en önemli kişi. O halde neden kendimizle konuşarak anlaşmayalım? Neden kendimizin dertlerini dinleyip, isteklerine kulak kabartmayalım? Neden kendimizi tanımaya değer bir insan olarak görmeyelim?
Hem pek çok öğreti “kendini bilmek” üzerine yoğunlaşıyorsa bu kendini bilmek denen şey, insanın ve hatta insanlığın sağ kalımı için son derece gerekli bir şey olmasın?
Kendimizi bilmenin faydalarını haftaya konuşmak üzere…
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Deliye Neden Her Gün Bayram?