Dördüncü boyut gözde nasıl canlanır gibi bir sorunun olası yanıtlarından biri de zamanın doğrudan evrenin genişlemesiyle ilgili bir şey olabileceği tezine dayanıyor. Yani biz, aslında evrenin genişlemesine zaman diyor olabiliriz. Tek bir anın kendi yarattığı tuhaf bir süreç içinde giderek ve hatta hızlanarak genişlemesine…
Böyle bir düşünce fazlasıyla hayalsi görünebilir ama yine de bir an için ciddiye alırsak, sonrasında bu sav bir yığın artçı fikre de neden oluyor sanki. Mesela zamanın neden tek yönlü olduğunu, neden geçmişe değil de sadece geleceğe yolculuk yapılabileceğini, en önemlisi de gelecek dediğimiz ve şimdi olmayan bir şeyin nasıl olup da yoktan var olabildiğini açıklıyor olabilir. Üstelik bu bakış açısı birçok insan için sorun olan, evrenin dördüncü boyutunun zihinde canlandırılmasına da yardım edebilir. Zamanın en belirgin göstergesi değişim olduğuna göre, diğer üç boyutun, yani bildik evrenin zaman içinde sürekli genişlemesine, zamansal değişimin diğer üç boyutu dönüştürmesine dördüncü boyut diyor olabiliriz. Yani dördüncü boyut, bir nesnenin kendi tarihi boyunca tüm hareketliliğiyle oluşan bütünsel biçimi olabilir. Hatta biraz daha ileri gidip aynı bakış açısıyla evrimin de canlılığın dördüncü boyutu olduğunu bile söylenebilir. Üç boyutun sınırları içindeki canlılığın zamansal etkiyle yeniden ve sürekli biçimlenmesinde olduğu gibi…
Buradaki fikri biraz daha açmak gerekirse, canlı olsun ya da olmasın aslında bu evrende hiçbir maddelerin sabit bir üç boyutu olmadığı, her maddenin zaman içinde sürekli değişen ve ancak zaman boyutuyla algılanabilen biçimleri olabileceğini, yani dördüncü boyutun diğer üç boyutun değişkenliğine bir gönderme yaptığını söyleyebiliriz. Bunu da herhangi bir cismi, mesela bir insanı algılamada, onun tek bir fotoğrafına değil de tüm yaşamının kaydedildiği bir filme bakmaya benzetebiliriz. Nasıl ki tek bir fotoğraf o insanın bütünsel biçimini asla tarif edemezse, bu evrendeki hiçbir nesnenin varoluşu da zaman etkisini göz ardı edip üç boyutla tarif edilemez. İnsanın kısıtlı yaşamında, kısıtlı zihinsel enstrümanlarla dördüncü boyutu deneyimlemesi elbette çok zordur ama bir nesnenin var oluşundaki tüm anlar bütününü en azından hayal edebilirsek, o nesnenin dört boyutlu halini biraz da olsa gözümüzde canlandırabiliriz.
İşin tuhaf yanıysa, bu gözle bakıldığında sadece somut değil, bilgi gibi soyut kavramların da dört boyutlu olduğunu görüp onların da ancak zaman içindeki tüm değişimleriyle anlaşılabileceğini fark etmek. Hiçbir bilginin bir an içine sabitlenemeyeceğini, zamanın onu mutlaka değiştireceğini anlamak.
Bu yaklaşımın önerdiği gibi her nesneyi dört boyutlu, yani onun var oluşunu zaman içindeki tüm hareketliliğiyle bütünsel olarak idrak etmek biz insanlar için pek mümkün değil elbette. Ama en azından bunu denemeden, soyut ya da somut tüm nesneler üzerindeki gözlemimizin sadece üç boyutlu olduğunu bilip onları dört boyutlu görmeye çalışmadan zihnimizde oluşacak her kanaatin mutlaka eksik olacağını bilmek gerekir.
Bu yaklaşımdan yola çıkarak son bir şey daha söylemek gerekiyorsa o da duyguların üç boyutlu, hislerinse dört boyutlu olgular olduğudur.
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Şiddetsiz İletişim Ya Da İletişim Etiği