Bilimkurguyu, edebiyat ve sinema alanlarında diğer türlere oranla daha geç ilgi duyulan bir tür olarak görebiliriz. Teknolojinin gelişimiyle bu süreç paralel olarak artış gösterince, insanların bilimkurguya olan merakı daha da arttı. Tabii ki bu çok da kolay olmadı. Günümüzde dahi önyargılarını kıramayan ve belli başlı kalıplara sıkışıp kalanlarca yüzüne dahi bakılmayan bilimkurgunun, bir asır-hatta daha fazla- önce hangi zorluklarla karşılaştığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Bunlar şeytanın icadı, çok fazla hayal âleminde yaşıyorsun, imkânsız bir şey, ancak bir deli bunları düşünebilir tarzındaki karşıt görüşler dönemin yazarlarına, yönetmenlerine ve bilim insanlarına söylenen incitici sözlerden yalnızca birkaçıydı. Ama yine de zaman ve gerçeğin yenilemez gücü, bir kez daha akıldan ve mantıktan yana olarak, hayal gücünü kaçınılmaz geleceğe yöneltenleri haklı çıkardı. Telefon, bilgisayar, televizyon, kablosuz iletişim ve daha niceleri şimdi hem geçmişteki hem de günümüzdeki bu tür yorumda bulunanlara imalı bir gülüş atmakla kalmayıp halâ bir şanslarının olduğunu söylüyor.
Bilimkurguyu neden önemsemeliyiz, sorusuna verilecek çok fazla yanıt var. Öncelikle bilimkurgu kendisini besleyen zihnin hayal gücünü geliştirmesine yardımcı olur. Ortaya bir sorun çıkıyorsa bilimkurgucu birey farklı bakış açıları yaratarak çözüme ulaşabilir. Fakat tam aksiyle dolup taşan zihinlerin daha sığ çözüm yollarında başıboş dolaşmaları olası. Ayrıca hayal etmek ile geleceği düşlemek birbirine sıkı sıkıya bağlanmıştır. Elinizde tuttuğunuz ve arkadaşlarınızla ya da ailenizle görüntülü konuşmanıza imkân sağlayan telefon da bu hayal gücünün ürünü. 1800’lü yılların sonuna doğru böyle bir şeyin olacağını söyleseydiniz kaç kişi inanırdı acaba size? Kısacası, günümüz teknolojisinde hayret ettiğiniz ne varsa bir zamanlar bilime ve kurguya önem verenler tarafından önce hayal edilmiştir.
Yine de bilimsel olarak geleceği öngörme cesaretini gösterenler bunu oturdukları yerden öylesine yapmamışlardır. Bunu, geçmişin ve içinde bulundukları zamanın deneyimlerini hesaba katarak ve birden fazla veriden yararlanarak bilimsel veya kurgusal çalışmalarıyla halka duyurur. Bilimkurgunun usta yazarları Isaac Asimov, Arthur C. Clarke, H. G. Wells gibi yazarlar kurgusal çalışmalarının yanı sıra bilimsel eserleriyle de bilimkurgunun gerçekliğe yakınlığını anlaşılır bir dille kaleme almıştır. Belki de bilimkurgunun bitişik yazılmasındaki ana amaç her iki türün ayrılmaz bütünlüğünü ortaya koymaktı kim bilir? Ama bilimkurgunun bilimsel tarafı güçlü değilse kurgu yetim kalarak görmezden gelme tehlikesiyle baş başa kalabilir. Bu da türün zamanla yitip gitmesine neden olarak geleceğin inşasına büyük bir darbe vurmuş olur.
Bilimkurgunun aynı zamanda insanın sorunlardan ve sıkıntılarından uzaklaşmasına da olanak sağlar. Buna bir eğlence gözüyle bakılabilir. Yani her şey somut bir gerçeklik ya da elle tutulur bir sonuçlar bütünü değil. Zihnimiz bir yandan da gerçek hayattan uzaklaşmak ister. Bunu da farklı şeyler düşünerek sağlayabiliriz. Nitekim bilimkurgu bunun için çok uygun bir araç konumunda. Hayatın buhranlı dönemlerinde bir kaçış yeri olan bilimkurgunun etrafında toplaşan insanlar fikirleriyle gülüp eğlenebilir, birbirleriyle tartışabilir ve etkinlikler yaparak çok iyi vakit geçirebilirler. Böylelikle hayatın kısır döngüsünde gidip gelen kişi farklılık açısından yaşamına renk katmış olur. Elbette bu farklılık başka sosyal aktivitelerle de bulunabilir. Ama bilimkurgu da bu yapılacaklar listesinde olmayı hak ediyor.
Bilimkurguyu sadece bu iki konuda uzmanlaşmış bir tür olarak görmek konuya ne kadar dar bir açıdan baktığımızı gösterir. Belli başlı bilinen ana konular haricinde bilimkurgu, toplumların sosyolojisine, psikolojisine, politik durumuna ve neredeyse günlük hayatının her alanına da dokunuyor. Dokunmakla bir yere gidilemediğinin farkına vararak da onun üzerinde bolca fikirler üreterek yeri geldiğinde ona yön de verebilir. Yön vermekten kasıt elbette ortaya çıkan veriler doğrultusunda isabetli tahminlerde bulunmaktır. İnsanlığın olası tehlikelerden haberdar edilmesi yalnızca bilimsel yolla değil bilimkurgusal yapıtlarla da sağlanabiliyor. Örneğin geleceği tahmin etmede başarılı birçok film ve kitap mevcut. 1984, Ay’a Seyahat, Denizler Altında 20.000 Fersah, Ex Driver ve 2001: Bir Uzay Destanı gibi filmler ve kitaplar öngörü anlamında bolca fikirler içeriyir. Buz dağının görünmeyen kısmında ise tahminlerinde haklı olmayı bekleyen ve ıskalayan sayısız eser var. Bir de sadece geleceği tahmin etmekle işin bitmediğini bilmek gerek. Geçmişi tekrar eşelemek ve günümüz problemlerine de ışık tutmak bilimkurgunun bir vazifesidir ve bunu layıkıyla yerine getirdiğini söyleyebiliriz.
Son olarak bilimkurgu, kültürel ve düşünsel olarak toplumlar arasında bir köprü niteliği görür. Böylelikle kültürler arası iletişim ve etkileşim artar. Haliyle düşünme becerisi bireye daha yüksek bir perspektif kazandırır. Bu da kişiye, dogmatik düşüncelerden sıyrılma imkânı vererek onun benmerkezciliğinden uzaklaşıp hayatın yalnızca kendi etrafında dönmediğini anlamasını sağlar. Yani kısacası; bilimkurgu, yaratıcı düşünmeyi salık vermesiyle, bilimsel çalışmalara destek olmasıyla, ahlaki ve toplumsal değerlere dikkat çekmesiyle ve yukarıda bahsettiğimiz çok yönlülüğüyle hem eğitici hem de eğlendirici olarak önemsenmesi gereken bir tür.