İster COVID-19 gibi ciddi bir hastalığa yakalanma olasılığında gerçeğe dayalı bir şeye tepki olarak, ister iyi durumdayken finansal yıkım olasılığı gibi tamamen hayal ürünü bir şeye tepki olarak olsun, herkes bazen endişe duygusunu yaşar. Ancak bu tepkiler kısa süreli olma eğilimindedir. Anksiyete, sizi güvende tutmak içindir ve sistem hayatta kalmaktan yana olacak şekilde düzenlenmiştir. Endişe, bir durumun gerektirdiğinden daha yoğun olduğunda, haftalar veya aylar boyunca devam ettiğinde, endişe düşüncelerini kontrol etmek zor olduğunda ve günlük işlevlere müdahale ettiğinde anksiyete bir bozukluk olarak kabul edilir.
Yaygın anksiyete bozukluğunda endişe; sağlık, iş veya aile gibi yaşam koşullarının ana alanlarından herhangi birine veya daha farklı konulara odaklanabilir.
Anksiyetenin iki temel bileşeni vardır: Bilişsel bir endişe yükü veya bazı kötü sonuçların endişeli beklentisi. Ayrıca huzursuzluk ve sinirlilik, kas gerginliği, uyku bozukluğu ve konsantrasyon güçlüğü gibi fiziksel belirtileri de vardır. Depresyon gibi, anksiyete de vücudun birçok sisteminde varlığını hissettirebilir; sindirimi bozar, kalp atış hızını artırır, kulaklarda çınlamaya neden olur.
Anksiyete zihinde mi yoksa bedende midir?
Anksiyete kendini hem zihinde hem de bedende gösterir. Bir tehdit algılandığında- ister bir suçtan dolayı kovulma olasılığı gibi gerçekliğe dayalı bir tehdit olsun, isterse hayali bir tehdit olsun – beyindeki amigdala, merkezî bir komuta merkezi olan hipotalamusa sinyal gönderir; hipotalamus da bu sinyali otonom sinir sistemi aracılığıyla ortaya çıkarır ve adrenalin de dahil olmak üzere bir dizi hormonu harekete geçirir. Bu da anksiyetenin çoklu fiziksel semptomlarını uyarır. Kalbiniz daha hızlı atar, nabız hızınız ve kan basıncınız da artar. Solunum hızlanırken nefes darlığı hissedebilirsiniz.
Diğer belirtileri ise şunları içerir:
- Baş dönmesi
- Kas gerginliği (Omuz, sırt ve boyun bölgesi başta olmak üzere)
- Titreme veya sarsılma
- Ağız kuruluğu
- Terleme
- Mide ağrısı
- Baş ağrısı
Araştırmalar, bedensel semptomların sıklıkla yanlış tanıya yol açtığını, semptomların fiziksel nedenlere bağlandığını ve sorunun gerçek kaynağının keşfedilmediğini göstermektedir.
İnsanlar en çok hangi yaşta anksiyeteye yakalanır?
Çocuklar da anksiyete geliştirebilse de herhangi bir anksiyete bozukluğunun ortalama başlangıç yaşı 21-22 yaş aralığındadır. Bununla birlikte son zamankarda anksiyete başlangıç yaşı düşmektedir ve Ulusal Sağlık Enstitüleri, ergenlerin yüzde 32’sinin yaygın anksiyete, fobi, panik bozukluğu veya sosyal anksiyete bozukluğu gibi bir anksiyete bozukluğuna sahip olduğunu bildirmektedir. Gözlemciler, gençlik ve anksiyete arasında bağlantı kuran yeni kültürel baskılardan söz etmektedir. Bazı anksiyete bozuklukları diğerlerinden daha erken ortaya çıkmaktadır: Ayrılık anksiyetesi, özgül fobiler ve sosyal anksiyete bozukluğu çoğunlukla 15 yaşından önce başlar. Genel anksiyete bozukluğu ve diğer anksiyete bozuklukları ise ortalama olarak 21 ile 34 yaşları arasında başlamaktadır.
Anksiyetenin başlıca belirtileri nelerdir?
Yaygın anksiyete bozukluğu hem zihinde hem de bedende kendini gösterir. Anksiyetesi olan kişiler en az altı ay boyunca çoğu zaman aşırı endişe yaşarlar ve endişelerini kontrol edemezler. Ayrıca bir dizi fiziksel belirti de yaşarlar. Aşırı endişe ile birlikte en az üç fiziksel belirtinin varlığı klinik tanı için kriterdir.
- Huzursuzluk veya gerginlik hissi
- Kolayca yorulmak
- Konsantrasyon güçlüğü
- Sinirlilik
- Kas gerginliği
- Uyku bozukluğu
Fobi, korkunun çok spesifik bir nesne veya duruma odaklandığı ve kaygının yalnızca bu durumda veya bu duruma maruz kalma beklentisiyle yaşandığı yaygın bir anksiyete bozukluğudur.
Klinik anksiyeteye sahip olmak ne anlama gelir?
Ara sıra yaşanan anksiyete nöbetleri hayatın normal bir parçasıdır. Ve bazı durumlarda (örneğin, bir sınava girmeden, bir konuşma yapmadan, yeni bir faaliyete başlamadan veya riskli bir şey yapmadan önce) orta düzeyde kaygı iyi bir şeydir. Uyanıklığı artırır ve performansı yükseltebilir. Ancak anksiyete yoğun veya bunaltıcı olduğunda, kalıcı olduğunda, hoş olmayanın ötesinde olduğunda, günlük işleyişe veya önemli faaliyetlere müdahale ettiğinde ve karşılaşılan gerçek tehlikelerle orantısız olduğunda, bir bozukluk veya klinik durum olarak kabul edilir.
Neden kalp krizi geçirecekmişim gibi hissediyorum?
Anksiyetede ve özellikle panik atak sırasında, stres tepkisinin bir parçası olan hormonlar tarafından harekete geçirilen kalp, savaş ya da kaç çağrısı yapılabileceği ihtimaline karşı kaslara hızlı bir şekilde oksijen sağlamak için çalışmasını hızlandırır ve yoğunlaştırır. Çarpıntı hissedersiniz, kalbinizin çarptığını, hızlandığını ve hatta düzensiz attığını hissedersiniz. Solunumun hızlanması yeterli oksijen alamama hissi yaratabilir. Bu otomatik tepkiler kalp krizi geçiriyormuş hissi yaratır. Fiziksel olarak sağlıklı kişilerde belirtiler zararsızdır, ancak kalp krizi geçirme korkusu daha da fazla endişeyi tetikleme eğilimindedir. Bununla birlikte, hızlı bir yükselişten sonra, fiziksel hisler genellikle azalır.
Neden korkunç bir şey olacakmış gibi hissediyorum?
Yaklaşan bir kıyamet hissi, anksiyete nöbetlerine ve özellikle panik ataklara eşlik eden yaygın bir durumdur. Görünüşte aniden ortaya çıkmakla kalmaz, aynı zamanda anksiyeteyi şiddetlendirme eğilimindedir. Kötü bir şeyin olmak üzere olduğu hissi, zihin bir tehdit algıladığında vücudun verdiği tepki tarafından tetiklenir. Vücudun stres tepkisinin bir parçası olarak salgılanan hormonlar beyni yüksek alarma geçirir, durmaksızın tehlikeyi tarar ve güçlü bir stres tepkisi, felaketin beklendiği hissine yol açabilir. Birkaç dakika boyunca derin nefes almak gibi stres tepkisini azaltmaya yönelik önlemler, yaklaşan kıyamet hissini azaltabilir.
Vücudum neden titriyor?
Anksiyete zihinde olduğu kadar bedende de ortaya çıkar. Sinir sisteminin büyük bir kısmını tehlikeye karşı alarma geçirir ve savaşmaya ya da kaçmaya hazır hale getirir. Uyarılmış sinir sistemi enerji harcamaya hazırdır ve titreme bu gerginliğin bir tezahürüdür. Sinirsel gerginlik, kendini titreyen eller ve hatta tüm vücut titremesi şeklinde gösterebilir. Titreyen eller ve vücut titremeleri dalgalar halinde gelip gidebilir ya da nispeten sabit olabilir. Rahatsız edici olsalar da tehlike taşımazlar ve sonunda geçerler. Kaygıyı azaltmak için adımlar atmak -derin nefes almak, yürüyüşe çıkmak veya koşmak- kaygı düzeyini azaltabilir ve titremeyi bastırabilir.
Neden hiçbir şeye konsantre olamıyorum?
Kaygı endişesi, diğer bilişsel işlevleri bozar ve hem konsantrasyon hem de hafıza zarar görür. Anksiyete çalışma belleğini zayıflatır, böylece gelen bilgileri uzun süre tutmak zorlaşır; hiçbir şeyi yapmak için yeterince uzun süre odaklanamadığınızı hissedersiniz ve görevler olduğundan daha zor görünür. Buna ek olarak, beynin olumsuz olayları kaydetmeye yönelik normal eğilimi anksiyetede abartılıdır ve beyin tehlike taramasıyla meşguldür. Sorunu daha da derinleştiren anksiyete uykuyu bozar ve uyku eksikliği çalışma belleğini ve odaklanma yeteneğini daha da aşındırır.
Neden bazen nefes alamıyormuş gibi hissediyorum?
Nefes darlığı, anksiyetenin ve özellikle de en uç ifadesi olan paniğin yaygın bir belirtisidir. Nefes darlığı hissi, zihin bir tehdit algıladığında ya da sizi endişeye sürükleyen her ne ise onun üzerine kafa yorduğunda, doğrudan vücut tarafından salgılanan hormonlardan kaynaklanır. Vücudu otomatik olarak savaşmaya ya da kaçmaya hazırlayan köklü stres tepkisiyle bağlantılı olan nefessizlik, vücut kaslara daha fazla oksijen ulaştırmak için kalp atış hızını ve nefes alıp vermeyi hızlandırdığında hissettiğiniz duygudur.
Nefessizlik deneyimi, özellikle de çarpan bir kalbin farkındalığıyla birlikte, kısır bir döngü başlatabilir, kendisi de kaygıyı şiddetlendirerek daha da fazla nefessizliğe yol açabilir. Nefes darlığı 10 dakika veya daha fazla sürebilir, ancak sonunda dağılır. Nefes darlığına bir ya da iki dakikalık derin nefes egzersizleriyle doğrudan karşı koymak en etkili anksiyete karşıtı önlemlerden biridir – sadece aşırı çalışan beyninize oksijen göndermekle kalmaz, aynı zamanda otonom sinir sisteminin sakinleştirici kolu olan parasempatik siniri de uyarır.
Anksiyete korku ile aynı şey midir?
Korku, acil tehlikeye karşı verilen bir tepkidir. Genellikle yüksek düzeyde odaklanmıştır, çok özel bir nesne veya durum tarafından tetiklenir ve hızlı bir şekilde harekete geçmeyi amaçlar. Anksiyete için herhangi bir dış tetikleyici olmayabilir; gelecekteki gerçek veya hayali tehdide karşı bir tepkidir ve tipik olarak daha yaygındır, bazı olası istenmeyen sonuçların beklentisiyle sürekli tetikte olma ihtiyacını harekete geçirir. Genellikle kaçınma davranışını uyarır.
Bir kişiyi endişelendiren şey son derece öznel ve kendine özgüdür. Öte yandan korkunun sosyal bir yanı vardır. Korku, yüz ifadesinde bir dizi ayırt edici ve evrensel olarak anlaşılan değişiklikleri uyarır – genişlemiş göz bebekleri, soluk cilt – başkalarını sessizce bir tehlikenin mevcut olduğu konusunda uyardığı düşünülmektedir. Anksiyete, korkunun bazı fizyolojik belirtilerini paylaşır – artan uyanıklık ve hızlı kalp atış hızı, benzer şekilde, stres tepkisiyle ilgili hormonlar tarafından tetiklenir – ancak tekil olarak, gelecekte neyin yanlış gidebileceğine dair tekrarlanan düşünceler şeklinde beyne ağır bir endişe yükü yükler.
Klinik anksiyetenin seyri nasıldır?
Yaygın anksiyete bozukluğu kronik bir durum olma eğilimindedir. Anksiyete belirtileri, beyindeki amigdala bir tehdit algıladığında ve vücut ile beynin tehlikeye karşı hazırlanması için bir sinyal gönderdiğinde ortaya çıkar. Beyin aşırı hızlanarak kötü şeyler aramaya başlar. Vücut, organ sistemlerini savaşmaya veya kaçmaya hazırlanmaları için uyarır.
Araştırmalar, bazı insanların amigdalanın düşük tepki eşiği ile doğduğunu, böylece sürekli alarm sistemini çalıştırdığını göstermektedir. Diğerlerinde ise çocukluk döneminde yaşanan olumsuz deneyimler, gelecekte zarar görme olasılığını bertaraf etmek için amigdalanın tepki seviyesini kalıcı olarak sıfırlamaktadır. Her iki durum da kaygıya karşı kronik bir kırılganlık yaratır. Anksiyetenin kaynakları yaşam boyunca değişebilir, ancak zor durumlara anksiyete ile tepki verme eğilimi devam eder.
Çocuklarda anksiyete görülür mü?
Araştırmalar, 3 ila 17 yaş arasındaki çocukların yüzde 7’sinden biraz fazlasının mevcut bir anksiyete sorunu olduğunu göstermektedir. Her geçen gün daha fazla çocuğa anksiyete teşhisi konulmaktadır- sadece 2007 ve 2012 yılları arasında görülme sıklığı yüzde 5,5’ten yüzde 6,4’e yükselmiştir.
Uzmanlar çeşitli faktörlere işaret etmekte bunların başında ebeveynlerin çocuklarını, hayatın normal iniş çıkışları karşısında kendilerini kötü hissetmekten korumaya çalışmaları gelmektedir. Örneğin Noah, futbol takımına seçilemediği için hayal kırıklığına uğramıştır. Ebeveyn, çocuğun hangi atletik becerilerinin daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyabileceğini anlamasına ve üzüntüsünü gidermesine yardımcı olmak yerine, okulu veya koçu protesto eder. Net etki, çocuğun küçük hayal kırıklıkları için başa çıkma becerileri geliştirememesi ve başa çıkma becerilerinin eksikliğinin, küçük zorlukları bile önemli kaygı kaynaklarına dönüştürmesidir. Bu şekilde, yetişkinlerin kaygıları, kaygılı çocuklar yaratır.
Çeviri: Ayhan Kürşad İnanç