İlk duyduğumuzda sanatsal bir havayla tınlasa da hayır, marka yönetiminden bahsediyoruz. Ve evet, bu işler biraz sanat işi zaten.
Şöyle başlayalım:
Bir markanın tonunu ses tonu gibi düşün. Bir “nasıl konuştuğu” meselesi!
“Şimdi ben logomu yaptırdım, paylaşımlarımı da düzenli yapıyorum, ton mon diyorsunuz; o ne ola Betülanım?”
Haklısın. Yani haklı olabilirsin. Çünkü çoğu kişi “marka tonu”nu sadece kurumsal bir jargon zannediyor. Oysa biraz daha ruh işi bu. İşletmeyi ürün satan işlevsel bir yapıdan çıkarıp markalaşmaya götüren bir mühim mesele.
Mesela bazı markalar vardır, konuşurken sanki seninle kahve içiyor gibi rahat, sıcak, espirili…
Bazılarıysa toplantı odasında elinde pointer’la PowerPoint sunumu yapar gibi ciddi, mesafeli ama net…
Bazılarıysa Caps Lock açık gibi bağırır mesela. (Kapatalım lütfen biraz.)
İşte tüm bunlar, bir markanın tonuyla ilgili.
Marka tonu, bir markanın yazarken, konuşurken, hatta sessizken bile nasıl hissettirdiğidir.
İçeriklerdeki sözcük seçimi, emoji kullanımı, hatta “merhaba”yı nasıl yazdığı bile ton meselesidir.
Peki neden önemli bu ton?
Çünkü insanlar markaları artık karakter gibi görüyor. Hatta bazen arkadaş gibi. Hani birini tanırsın, sesinden bile hangi modda olduğunu anlarsın ya, marka tonu da öyle aslında.
Bugün sana “merhaba :)” yazan bir marka, yarın “Saygılarımızla” diye mesaj atıyorsa… biraz tuhaf olur, değil mi?
Güvensizlik doğar.
İstikrarsızlık hissi yayılır.
Marka, kişilik karmaşasına girer. Satışlar ve tüm güzel şeyler aşağı doğru inmeye devam eder…
Ama tutarlı bir tonun varsa seni her yerde tanırlar. Hikâyelerde, e-postalarda, ambalajın arkasında… “Bu kesin onun yazdığı!” dedirtir. (Bendenizde yaşayabilirsiniz bunu.)
Ton aynı zamanda sınırdır.
“Biz burada şu dilden konuşuruz.” dersin.
Kendine ait bir alan açarsın.
Ve o alanda insanlar rahat eder. Çünkü bilirler neyle karşılaşacaklarını.
Bu da güven getirir.
Güven ise bağlılık.
Bağlılık ise satış.
Satış ise… yaşasın kirayı ödeyebiliyoruz!
Özetle: Marka tonu, markanın ruhudur.
Sadece ne söylediğin değil, nasıl söylediğindir.
Ve bu “nasıl”, bazen “ne”den daha fazla etki bırakır.
Yani; markan varsa tonun da olmalı. Kimin bizimle konuştuğunu bilmek iyi hissettiriyor.
Senin markan hangisi gibi konuşuyor:
Teyze gibi mi? Kanka gibi mi? Mentör gibi mi? Yoksa her ortamda farklı tonda, biraz da kayıp mı?
Yazar: Betül Uslu
Dijital İçerik Eğitmeni | İçerik Üretici