Keanu Reeves’in Şoku

Keanu Reeves bir gün bir yönetmen arkadaşının evine yemeğe gitmiş. Arkadaşının 13, 15 ve 17 yaşlarında olan çocukları Matrix serisini izlememiş. Arkadaşı, Keanu’den filmleri çocuklara anlatmasını istemiş. Keanu anlatmaya başlamış: “Sanal âlemde yaşayan bir adam var, başka bir gerçek âlem olduğunu fark ediyor ve neyin gerçek neyin sanal olduğunu sorguluyor. Neyin gerçek olduğunu bilmeyi çok istiyor.” deyince küçük kız sormuş: “Neden?” Keanu afallamış halde “Ne demek istiyorsun?” deyince kız “Gerçek olması kimin umurunda?” demiş. Keanu hayretler içinde sormuş: “Neyin gerçek olduğunu umursamıyor musun?” Küçük kız gayet net bir yanıt vermiş: “Hayır”. 

Keanu bu olayı, Matrix Resurrections filmi ile ilgili yaptığı bir röportajda aktarıyor ve kızın tepkisini “müthiş” (awesome) bulduğunu ifade ediyor. Müthiş! Bu kelime aynı zamanda “dehşet verici” de demek. 

Sanırım çoğunuz bir çocuğun neyin gerçek olduğunu önemsememesini dehşet verici bulacak. Çünkü pek çok yetişkine göre gerçeklik “kutsal” bir şey. Biz değil miyiz bin yıllardır en yüce gücü “Gerçek/Hakikat/Hak” olarak isimlendiren kültürlerde yaşayan? Muhtelif kültürler gerçekliği kutsal saydı ve saymaya da devam ediyor. Fakat yeni bir “dijital kültür” doğuyor. Gençlerin kendi avatarlarına dilediklerini yaptırabildiği, istedikleri hayatları kurgulayabildiği, arzu ettikleri her şeyi yaşayabildiği bir dünya var. 

İnsan beyni kurgu ile gerçeği ayırt etmekte zorlanıyorken, arzulanan kurgularda yaşamak beyne pek tabii gerçek gibi gelebilir. Üstelik sanal âlemle erken yaşlardan itibaren hemhâl olmuş bir çocuğun kurgu dünyayı “gerçek” dünyaya tercih etmesi de son derece anlaşılır bir durum. Sanal dünyada arzuladığı her şey varken, ne diye gerçeğin peşine düşsün ki? 

Gerçekliği sorguladığımız zamanlar hayatımızdan en şikayetçi olduğumuz zamanlar değil mi?

Neden hayatın anlamını işler tıkırında giderken değil de ölüm, hastalık, yoksunluk gibi istenmeyen bir durumla karşılaştığımızda sorguluyoruz? Dinlerin insan acılarına çözüm olarak sundukları ahiret neden inananlara göre bu acılı dünyadan daha gerçek? Neden Platon bu dünyadaki varlıkların gerçek versiyonlarını idealar âlemine atfetti? Neden onlarca filozof gerçeklik skalasında bedeni ruhtan daha düşük seviyelere yerleştirdi? Neden görünenin ötesinde görünmeyen şeylerin, gördüklerimizden daha gerçek olduğuna inanma eğilimindeyiz?

Çünkü gördüklerimiz, yaşadıklarımız, tecrübe ettiklerimiz hoşumuza gitmiyor ve içinde mutlu olacağımız, ölümsüz olacağımız, bilge olacağımız başka âlemler arzuluyoruz.

Eğer bir çocuk, bizim gerçekliğe atfettiğimiz nimetleri sanal âlemde yaşıyorsa, neden gerçeğin ne olduğunu önemsesin ki? 

Dijital kültürde yetişen bir çocuğun bizimki gibi eski-moda gerçeklik güzellemeleri yapmak için hiçbir nedeni yok. Bizim gerçek olarak gördüğümüz cennete, sanal âlemde girmiş zaten, o yüzden bizim gerçek dediğimiz şeyin ne olduğu hiç umurunda değil!

Keanu Reeves bu durumu müthiş bulmakta çok haklı. Nitekim kızın yaklaşımı gerçekten de alışkın olduğumuzdan çok farklı. Keanu bu deneyimle gerçeğin ne olduğunu öğrenme arzusunun miras alınmış bir hissiyat olduğunu anlamış ve eski versiyonlarımızı boş vermemiz gerektiği sonucunu çıkarmış. 

Gerçeğin ne olduğunun sorgulandığı Matrix serisinin başrol oyuncusu, serinin her yeni filminde gerçeklik algısını biraz daha değiştirmiş olabilir. Gerçek mi değişen, yoksa gerçeklik algımız mı?

Siz de hâlâ değişmeyen bir gerçeğe ihtiyaç duyuyor musunuz? Sabitliğin rahatlığından ötürü, bence evet…

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Bi’ dursak mı?

 

Yorum Yap