Gerçeklik Algımızın Tamamı Sanal

Sanal gerçeklik diye tanımladığımız bir şey var ya, teknoloji yardımıyla üretilen -gerçek olmayan- bir gerçeklik gibi davranıyoruz ona. Oysa sadece henüz yeterince alışmadığımız bir gerçeklik. Alışınca o da gayet gerçek bir gerçeklik olacak. Çünkü zaten gerçeklik algımızın tamamı, alışık olduklarımız da dokunup tuttuklarımız da görüp kokladıklarımız da duyup işittiklerimiz de sanal!

Söyleyeceğim bu kadar bu hafta ve söyledim 😊

Ama söylediğim şeye ilişkin biraz örnekler sıralayayım. Üzerine düşünmek isteyebilirsiniz.

  • Dünyada renk diye bir şey yok. Renkler tamamen zihnimizde. Onlar sadece yansıyan ışıkların farklı dalga boyları. Bu arada ışıkların görebildiğimiz aralığı da bir hayli kısıtlı. Radyo dalgalarından radyasyona, röntgen ışınlarına kadar başka pek çok şey de ‘ışık’. Mesela kuşlar bazı çiçekleri bizim gördüğümüzden çok daha renkli görüyor. Hayvanların büyük kısmı hiç renk görmüyor ya da siyah beyaz ve aralarındaki tonlar sadece görebildikleri.
  • Seste de yine dar bir aralığı duyuyoruz. Bizim duyamadığımız sesleri duyabilen hayvanlar var. Üstelik insan kulağının duyabileceği seslerin bir kısmını da zamanla duymamayı öğreniyoruz. Mesela işitme sistemlerinde bir engel olmayan tüm insan yavruları insanların konuştukları dillerdeki tüm sesleri duyabilecek bir potansiyelle doğdukları halde, nöron budanması yoluyla bazı seslere odaklanıp başka bazı sesleri artık duymaz hale geliyorlar. Yani bildiğimiz bir dilde ‘buz gibi var hepimiz duyuyoruz’ diye düşündüğümüz bazı sesler o dili bilmeyenler tarafından ‘duyulamıyor’.
  • Dokunmalarımızın da tamamı sanal. Fiziğin temellerine indiğimiz zaman iki atomun birbirine dokunması diye bir kavram yok. Daha çok bir yakınlık uzaklık ilişkisi var, bazı güçler çekiyor, bazı güçler itiyor ve bunların çekişmesi sonucunda belirli uzaklıkta bir denge oluşuyor. Yaklaşma eyleminde güçlenen itme kuvvetini  dokunma olarak ‘yorumluyoruz’.
  • Bayrak, ulus, şirket, para, iyi, kötü gibi pek çok kavramın aslında bir karşılığı yok. Bu kavramlar tamamen ‘sanal’, zihinlerimizde yarattığımız şeyler. Üstelik böyle çeşitli kavramların pek çoğunu bir hayli yakın zamanlarda uydurmuşuz.
  • Sanal gerçekliğimiz o kadar gerçek bir gerçeklik ki kendimiz, dünya ve gelecekle ilgili kurduğumuz zihinsel gerçekliğimiz, majör depresyon gibi derin etkileri olan zihinsel problemler hatta psikosomatik problemler yaratabiliyor.
  • Hastalıklarımızla ilgili ‘sanal kurgularımız’, ‘zihinsel gerçekliklerimiz’, ‘bakış açılarımız’ plasebo etkisiyle bizi iyileştirebiliyor ya da nosebo etkisiyle aslında kökeni olmayan rahatsızlıklar oluşturabiliyor.
  • Bir insan hayaller kuruyor ve kısa zamanda o hayalleri gerçeğe dönüştürebiliyor. Bazen hayal o anki gerçekliğe o kadar aykırı oluyor ki binlerce başka insanın da hayal kurmasıyla gerçeğe dönüşmesi binlerce yıl alabiliyor. Binlerce kuşaktır kuşlara bakarak uçmayı hayal eden, rüyasında uçan insanları düşünün…

Örnekleri kendiniz de çoğaltabilirsiniz.

Teknoloji gerçeklik alanımızı hep genişletti. Tamamı sanal olan gerçeklik algımızın içerisine yeni şeyler katmaya devam ediyoruz ve şimdilik bu kattığımız şeylere ‘sanal’ diyoruz. Oysa ya onlar da buz gibi gerçek ya da gerçek dediğimiz şeylerin tamamı sanal.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Her Şeyi Erteliyorum

Yorum Yap