Benin farkında oldukları, benin yüzeysel olarak bildikleri, akademik bilgi olarak tanımladığımız her şey yüzeydeki önemsiz çırpıntılardan başka bir şey değil aslında.
Ben, ben olmak demek. Birey olarak beni tanımlayan sınırlar demek. Nerede başlayıp nerede bittiği kişiden kişiye öyle değişkendir ki kimse bilemez kimin sınırı nerede başlıyor nerede bitiyor. Kimisi bin yıl önceki bir anlaşmazlık konusunu kendi benliğinin birinci, neredeyse biricik belirleyicisi yapar, yaşamını o anlaşmazlık yönlendirir. Kimisi on bin yıl sonranın dünyasını hayal edip onu yazmayı kendine iş edinir. Benliğin sınırı benden bene değişir. Kimse kimsenin sınırını bilemez, kimse kimseye sınır koyamaz, kimse kimsenin sınırının hesabını soramaz.
Benin farkında oldukları, benin yüzeysel olarak bildikleri, akademik bilgi olarak tanımladığımız her şey yüzeydeki önemsiz çırpıntılardan başka bir şey değil aslında. Peki derine işleyen şey ne? Derininde ne var o benin? Asıl mesele orada. Yaşamı yaşayan, yüzeydeki ben değil. Yaşamı yaşayan derindeki ben.
Farkındalıklar peşinde koşarak, akademik bilgileri art arda dizerek, makaleler okuyarak, makaleler yazarak, kitaplar okuyarak, kitaplar yazarak… Yüzeyde çırpıntılar oluştururuz ancak.
Yaşama işlemeyen bilgi, ne işe yarar?
Bir insan an gelir, sokakta yanından geçerken duyduğu iki kişinin arasındaki konuşmadan bir kıvılcım alır, o kıvılcım süzülür süzülür derinlere iner, orada duran onlarca yıldır aşılamamış bir engelin dibine dizilmiş dinamitlerin fitiline düşüverir. İnfilak eder insan, öyle bir çağlar ki içinden başka bir insan çıkar.
An gelir, an gelir, an gelir, bir an daha, bir an daha, bir an daha, insan sadece yüzeysel bilgi seviyesinde bir kilo daha, bir kitap daha, bir diploma daha, bir farkındalık daha, bir makale daha, bir bilimsel deney daha, bir kimsenin göremediğini görmüş olmanın mahir kendini beğenmişliği daha, bir Instagram postu daha, bir üretim daha, bir tüketim daha yapar, yapar, yapar… Hiçbiri inmez derine. Hiçbiri dönüşmez yaşama.
Kişi kendini bile zor bilir. Atar da atar içeri, kimi yüzeyde kalır, sadece ağırlık yapar… Gün gelir bir şey, bazen pek yerinde bir ısrarla yaptığımız şeyin sonucu olan bir şey, çoğu zaman beklenmedik bir şey, bir pozitif kaza süzülüverir derine.
Gözünüz aydın ola. Gönlünüz aydın ola…
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Alzheimer: Bölüm 3