Acılara Tutunmak

Seslendiren: Burak Bulut

Tüm insanlar doğal olarak acı çekerler, çünkü acı yaşamın bir parçasıdır. Hatta acı çekmek o kadar önemlidir ki insanı ölmekten korur. Nasıl mı?

Fiziksel olarak hissedilen acı duygusu, bedenin zarar gördüğüne dair bir uyarıdır. Eğer bu uyarı gelmezse bedenimizin hasarlandığını anlayamayız ve bir uzvumuzun işlevsiz hale gelmesi söz konusu olabilir. Mesela elimiz yandığında acı duymazsak ateş elimizi yakıp kül edebilir ve elsiz kalabiliriz. Bu nedenle acı insan bedeni için bir koruma kalkanıdır.

Peki ya ruhsal acılar?

Psikolojik acı mekanizması da insanın ruhsal bütünlüğüne zarar veren etkenleri fark etmemiz için gereklidir. Mesela bir ilişki bize acı veriyorsa, bu durum o ilişkiden kurtulmamız gerektiğine dair bir uyarıdır. Eğer bunu yapmazsak yaşayacağımız stres nedeniyle beden sağlığımızı da yitirebiliriz.

Birini kaybetmenin acısı…

Sevilen bir yakının ölmesi durumunda da çok ağır bir acı duyarız. Üstelik bu acıdan elimizi ateşten çekmek ya da bir ilişkiyi bitirmek gibi önlemlerle de kurtulamayız. Madem acı hayatta kalmaya yarıyor, geri dönüşü olmayan kayıpların verdiği acıyı neden yaşarız? Çünkü kaybettiğimiz kişi bizim sağ
kalımımız için önemli birisidir.

Hiç tanımadığımız insanların ölümü de bize acı verebilir, buradaki acının nedeni ise muhtemelen onların insan olmasıdır. Nitekim hiç tanımadığımız canlıların ölümünden ötürü -yüksek ekolojik duyarlılığı olan bir azınlık hariç- acı duyduğumuz söylenemez. Dolayısıyla en büyüğünden en küçüğüne kadar duyduğumuz tüm acılar bizim hayatta kalmamıza hizmet ediyor, kâh birey olarak kâh tür olarak…

Acıya Tutunulur Mu?

“Eğer acı bu kadar “iyi” bir şey ise, ondan kaçmanın anlamı ne?” diye sorabilirsiniz. Şunu belirtmeliyim ki “iyi” olan acının kendisi değil, bizi olası zararlara karşı uyararak zarar görmekten koruması. Dolayısıyla acı duymamız durumunda, onu bitirecek şekilde davranmak en sağlıklı olan tavır.

Fakat “acılı” olmanın getirdiği bir rahatlık da yok değil. Mağdur olmak, aşina olunan konfor alanında tembellik edebilmenin bir bahanesi olarak çok işe yarayabiliyor. Bu nedenle bazılarımız acılara tutunmayı seçiyor. Bu onların kararı, saygı duymak gerekir; fakat eğer kendimize saygı duyuyorsak bu tarz insanlardan uzak durmak en iyisi.

Bunları Neden Anlattım?

Pek çoğumuz içten içe acının insana iyi geldiğine inanıyoruz. Acının eşsiz bir öğretmen olduğuna, sahip olduklarımızın değerini artırdığına ve hatta acıyla elde edilmeyen şeylerin çok da kıymetli olmadığına inanıyoruz. Oysa durum bu kabullerimizdeki gibi olmak zorunda değil. Öğrenmek için, değerli olmak için ya da kıymet bilmek için yolumuzun acıdan geçmesi gerekmiyor. Aslında bakarsanız sözünü ettiğim tüm bu kabuller insanlığın acıyla baş edebilmek için zaman içinde ürettiği anlatılar, uydurduğu inançlar.

Ne demiş Eckhart Tolle: “Acı, acının gerekli olmadığını anlayana kadar gereklidir”. Hayatta kalmak için acı hissetmeye ihtiyacımız var fakat acılara tutunmamız gerekmiyor. Hatta dertleri derya yapmak, kendimize acımak ve mağdur edebiyatı ile enerjimizi tüketmek ihtiyacımız olan son şey.

Hayatta acı da var tatlı da ekşi de umami de, hepsinin tadı ayrı. Fakat kendimiz için bir iyilik yapalım, biraz canımıza acıyalım da acılara tutunarak canımızı acıtmayalım.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Matrix’in Mor Hapı

2 Yorum
  1. FERDA ONER

    Acılara tutunarak canımızı acıtmama özgürlüğü yerine acıya tutunmak daha kolay geliyor. Acıya tutunmak sorumluluk almaktan daha iyi geliyor çoğu zaman. Ve daha fazlası sanırım hocam.

  2. Ozge Altun Acar

    Acılara tutunan nesillerin, acıları hissetmesin diye hissizlestirdigi sonraki nesillerin, acının kacinilmasi gereken bir “şey” olduğunu öğrettiği daha sonraki nesillerin, “acı olmayanın” ne olduğunu arayan daha da sonraki nesillerin, aradığını bulamayip acı çeken ama çektiğinin ne olduğunu anlamaya calismaktan bitap düşmüş nesillerin hikayesini de yazabilirsiniz belki..
    Kaleminize sağlık

Yorum Yap