‘Okuryazarlık’ denince aklınıza ne geliyor?
Çoğumuz okuryazarlık kavramını kelimeleri okuma becerisi ile ilişkilendiririz, ancak bu tanım okuryazarlığın gerçekte ne olduğunun sadece yüzeysel bir temelini oluşturur.
Okuryazarlığı sadece yazılı metinleri okumak olarak düşünmenin yarattığı sorun, tıpkı pek çok öğrencinin “Ben matematikten anlamam” demesi gibi, pek çoğunun da “Ben okur değilim” diyerek konuyla ilgili hiçbir şey okumamayı tercih etmesidir. Bu da kendilerine sunulan pek çok bilgiyi gözden kaçırdıkları ve şüpheli haber ve bilgi kaynaklarına karşı savunmasız kalabilecekleri anlamına geliyor.
Okuryazarlığın diğer tüm öğrenme becerilerinin temelini oluşturduğunu anlamamız gerekiyor. Okuryazarlığı doğru anladığımızda ve bunu bir öğrenme hedefi olarak önceliklendirdiğimizde, öğrencilere hayatta başarılı olmak için ihtiyaç duydukları hayati becerileri de kazandırmış oluyoruz.
Okuryazarlığın tüm öğrenciler için en önemli öğrenme hedefi olmasının nedenlerini 7 madde ile açıklayabiliriz:
-
Okuryazarlık okuma becerisinden daha fazlasıdır
Okuryazarlık becerileri, bir metnin ne söylediğini anlama (veya kavrama) ve bu bilgileri kullanarak yeni metinler oluşturma becerisini kapsar. Okul kayıtlarında bu beceriler ‘anlama’ ve ‘yaratma’ olarak adlandırılır.
Bir öğrencinin kavrayışını test etmenin en iyi yolu, konuyla ilgili bilgileri seçmesine ve kendi kelimeleriyle açıklamasına olanak tanıyan poster veya kompozisyon gibi özgün bir çalışma üretmesine imkan sağlamaktır. Ders kitaplarındaki kavrama soruları sıkıcı olsalar da, öğrencilerin bir metnin temel ayrıntılarını anlamalarına yardımcı olmaya ve daha geniş bir anlam çıkarmalarına katkı sağlayabilir. Öğrencilerin önceki öğrenmelerini bu yeni bilgiyle ilişkilendirerek metne katkıda bulunmalarına teşvik ettiği için büyük bir öneme sahip olduğunu söyleyebiliriz.
-
Okuryazarlık kitaplardan daha fazlasıdır
‘Metinler’ dediğimizde sadece kitapları, kısa öyküleri veya şiirleri kastetmiyoruz. İngilizce, Tarih, Coğrafya, Din Bilgisi ve diğer pek çok derste öğrencilerin filmler, fotoğraflar, posterler ve reklamlar gibi görsel metinlerden; şarkılar ve konuşmalar gibi işitsel metinlerden bilgi toplamaları gerekir.
Ayrıca yol işaretleri, trafik ışıkları veya hastane ve eczanelerin dışındaki “artı” işareti gibi evrensel sembollerin de dili vardır. Bu semboller dünyanın her yerinde karşımıza çıkabilir ve dili aşarak hayati bir iletişim aracı haline gelirler.
İşte bu sebeple okuryazarlık yazılı, sözlü, görsel işaret ve sembollerin ne anlama geldiğini kavramak ve aynı zamanda bu işaret sistemlerini kullanarak anlam yaratabilmekle ilgilidir.
-
Okuryazarlık sıkıcı olmak zorunda değil
Okulda öğrenilen dil bilgisinin büyük bir kısmı yazılı metinleri anlamak ve oluşturmak olsa da yazım, dil bilgisi, noktalama işaretleri, kelime bilgisi ve söz dizimi (cümle yapısı) çalışmak gerçekten eğlenceli olabilir. Bu noktada çalışma kitaplarının önemli bir yeri vardır ancak matematik öğretmenleri gibi çoğu dil bilgisi öğretmeni de yazılı alıştırmaları oyunlarla, grup çalışmalarıyla ve tüm öğrenme stillerine uygun yaratıcı etkinliklerle birleştirerek daha zevkli hale getirebilir.
-
Okuryazarlık tüm öğrenme stilleri için geçerlidir
Öğrencinin öğrenme stili dilsel olmasa bile, bu iyi okuryazarlık becerileri geliştiremeyeceği anlamına gelmez. Öğretmenler bir sınıfın ihtiyaçlarını karşılamak için genellikle geniş bir yaklaşım sunarlar. Bunula birlikte dersler ve ele alınan konular spesifik olarak öğrencilerin öğrenme stiline göre uyarlanabilir.
-
Okuryazarlık, sayısal becerilerin temelidir
Bir matematik problemini anlamak için onu gerçek hayat bağlamına oturtabilmemiz gerekir. Birçok öğrenci matematiksel denklemi anlayamadıkları için değil, kelimelerin denkleme nasıl dönüştüğünü anlamakta zorlandıkları için matematiksel kelime problemleriyle mücadele eder.
Sayıların nasıl işlediğini anlamak için, kelimelerin ve sayıların birlikte çalıştığını anlamamız gerekir. İyi okuryazarlık becerileri, matematiğin hayatımızın her alanında olduğunu fark etmemizi ve bu hesaplamaları daha iyi kavramamızı sağlar.
-
Okuryazarlık eleştirel düşünmenin önünü açar
Eleştirel düşünme, bir bilgi kaynağını değerlendirme (güvenilir mi?) ve sağladığı bilgileri değerlendirme (doğru mu, hikayenin tümü bu mu?) becerisidir. Haberlerin internet ve sosyal medya üzerinden hızla yayıldığı 21. yüzyılda bu beceriyi kazanmak önemlidir.
Sorumlu bir vatandaş olmak, seçimlerde bilinçli oy kullanmak, bizi bir şey satın almaya veya bir şey yapmaya ikna etmek için kullanılan bilimsel argümanlar hakkında sağlam yargılarda bulunmak için öğrencilere eleştirel düşünmeyi öğretmemiz gerekir.
-
Tüm işletmelerin okuryazarlığa ihtiyacı vardır
Şu anki işinize başladığınız zamanı düşünün. Bir özgeçmiş ve belki de bir niyet mektubu yazmak zorundaydınız. Bir sözleşme ve bazı prosedürleri okumak ve bunları okuyup anladığınıza dair imza atmanız gerekliydi.
İlk haftanızda sokak tabelalarını kullanarak işe gittiniz, binada yolunuzu buldunuz, yeni prosedürler ve iş arkadaşlarınızın isimleri hakkında notlar aldınız ve ilk e-postalarınızı yanıtladınız.
Tüm işyerleri, işlerini sürdürebilmek için temel düzeyde okuryazarlık becerisi kazanmış çalışanlara ihtiyaç duyar. Ancak, SBS Original belgeseli Lost For Words’e göre, Avustralyalı yetişkinlerin %43’ü günlük yaşam için ihtiyaç duydukları temel okuryazarlık becerilerine sahip değil. Bunu bir düşünelim. Bırakın bir işyerindeki tüm kelimeleri ve işaretleri yazmayı, okumayı, imzalamayı ve anlamayı; Avustralyalı yetişkinlerin yaklaşık %50’si gıda etiketlerini okuyamıyor, bir alışveriş listesi yazamıyor ya da yardım istemeden bir form dolduramıyor.
Hayatın her alanında bir işi yapabilmek ve sürdürebilmek için temel düzeyde okuryazarlık becerisi kazanmamız ciddi bir öneme sahiptir. Okuryazarlık güçlendiricidir çünkü çocukların büyüyüp bağımsız olmalarına ve dünyada kendi yollarını çizmelerine büyük katkı sağlar.