(İyi Ki) Bilim Aşkı Tahmin Edemiyor!

Kâğıt üzerinde kişilik özelliklerinin sihirli bir karışımı, dergi sayfalarındaki “ölümsüz aşkını bul” anketleri, romantik anların gerçek hayatta nasıl ortaya çıkacağını belirleyemiyor.

İşte çevrimiçi çöpçatanlık sitelerine umutlarını bağlayanlar, ruh ikizini bulmak için dergi sayfalarında doldurulmadık anket bırakmayanlar için yürek burkucu haberler:
Bir aşk bağlantısı tahmin etmek neredeyse imkânsız.

Bizim kültürümüze oldukça yabancı ama konunun iyi anlaşılması için biraz ön bilgi vermekte yarar var. Özellikle A.B.D’de çöpçatanlık şirketlerinin uygulamakta oldukları bir yöntem uyarınca, internet üzerinden bir anket dolduran eş bulma taliplileri, potansiyel eşlerinde hayal ettikleri ve kendilerine en uygun gördükleri özellikleri bir veri havuzuna gönderiyorlar. Özel olarak hazırlanmış olan bir algoritma bu anketleri karşılaştırarak kişiye en uygun olabilecek eşleri seçiyor. Daha sonra “hızlı randevu” adı verilen bir yöntemle yaklaşık yirmi ya da daha fazla müstakbel çift bir salona toplanıyorlar. Her bir talip olası uygun eşi seçmek üzere tüm katılımcılarla dörder dakikalık görüşme yapıyor. Sonunda kendine uygun biriyle tanışırsa ve diğer taraf da onaylarsa gerçek bir randevu için sözleşiyorlar ya da hiç birini beğenmeyenler bir sonraki “hızlı randevu” gününe kadar bekliyorlar. Garip ama gerçek…

Salt Lake City’deki Utah Üniversitesi’nden psikolog Samantha Joel ve çalışma arkadaşları ise, iki kişi hakkında dijital tanışma hizmetleri tarafından toplanan bu kapsamlı arka plan verilerinin, bir çiftin dört dakikalık yüz yüze görüşmede birbirlerini seçip seçemeyeceklerini tahmin etmek açısından işe yaramasının mümkün olmadığı sonucuna varmışlar. Araştırmacılar, 2005 ve 2007 yıllarında 15 “hızlı randevu” etkinliğinden birine katılan ve eşit sayılarda erkek ve kadınlardan oluşan 350 heteroseksüel kolej öğrencisini inceliyorlar. Katılımcılar, kişilik özellikleri ve tercihleri ​​hakkında 182 veya 112 maddelik iki farklı anketi dolduruyorlar. Öğrenciler daha sonra yaklaşık 12 hızlı randevuya katılıyor ve tamamlıyorlar. Daha sonra bu katılımcılar, tanıştıkları her bir kişiye duydukları ilgiyi ve muhataplarının cinsel açıdan çekiciliklerini derecelendiriyorlar.

Buraya kadar her şey güzel; ancak katılımcıların yanıtlarının istatistiksel analizleri sonucunda, hiçbir özelliğin, tercihin veya özellik ve tercih kombinasyonunun, hızlı randevu sonrası bir kişinin başka bir adayı ne kadar beğeneceğini tahmin etmekte işe yaramadığını gösteriyor. Indiana Üniversitesi Bloomington’daki Kinsey Enstitüsü’nden biyolojik antropolog Helen Fisher’e göre, romantik aşk için beyin devrelerini tetiklemek için birisiyle bizzat görüşmek şart; zira bu “hoşlanma işi” öyle kodlanabilir “verilerle” olmuyor.

Sonuç itibari ile ister aşk ilişkisi ister arkadaşlık olsun, bilimsel yöntemlerimizi hala, biz insanların milyonlarca yıldır büyük bir beceriyle çabasız gerçekleştirebildiği ve belki de milisaniyeler içinde işleyen doğal algoritmalarımızı çözebilecek düzeye ulaşmamış görünüyor. Kabaca genel kurallarını, hangi hormonların ne işe yaradığını, belki feromonları ve etkilerini biliyoruz; ama “ustanın sihirli dokunuşunu” çözmemize (umarız) daha çok uzun bir zaman var.

Sosyal bir canlı olarak beş temel ayarımızdan biri olan diğer insanlarla “ilişki” hayat kalitemizi ve yaşam süremizi belirleyen en önemli faktörlerden biri. İstatistiksel çalışmalar, kaliteli sosyal ilişkilerden mahrum bireylerin bunama, Alzheimer ve diğer sinir-yıkıcı (nörodejeneratif) hastalıklar gibi ileri yaş sorunlarına yakalanma riskinin çok daha yüksek ve ortalama ömür sürelerinin çok daha kısa olduğunu gösteriyor. Her ne kadar hızla gelişen yapay zekâ teknolojileri ve matematiksel algoritmalar bu tip becerilerimizi çözümlemek için tam güç çabalasa da sanırım bir süre daha nasıl işlediğini anlayamayacağız.

Yani bilimsel bulguların bize kısa yollar ve beklenmedik başarılar sağlamasını belki daha uzun süre bekleyeceğiz. Ama bu arada, sağlıklı ve ömre ömür katan ilişkilerin yolu için önce kendinize, sonra da çevrenizdekilere “iyi bakın”; göreceksiniz.

 

  • Orijinal Çalışma:
    Joel, P. Eastwick and E. Finkel.Is romantic desire predictable? Machine learning applied to initial romantic attraction. Psychological Science. Published online August 30, 2017. doi: 10.1177/0956797617714580.
Kaynak ScienceNews