Bugünkü ekolojik krizin ardında insanmerkezcilik, nam-ı diğer antroposantrizm var. İnsanmerkezcilik, insanı tüm evrenin merkezine koymak demektir ve felsefî kökleri de epey eskidir. Protogoras (M.Ö. 420) insanı her şeyin ölçüsü olarak görmüş, Aristoteles (M.Ö. 322) ise doğadaki her şeyin insan için var olduğunu ve insan haricindeki varlıkların sadece insanlara sağladıkları fayda kadar değerli olduğunu iddia etmiştir. Ne kadar da sınırlı, kısır ve bencil bir yaklaşım öyle değil mi?
Dünden Bugüne İnsanmerkezcilik
Tek tanrılı dinler de her şeyin insan için var olduğu iddiasını büyük ölçüde devam ettirmiş ve Rönesans’ta sosyal ve politik karşılığını bulan insanmerkezcilik, Hümanizm felsefesiyle beraber varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Bugün özellikle ekolojik krizin insan ırkını getirdiği noktada ciddi antroposantrizm eleştirileri yapılmaktadır. (Bu eleştirilerin en kayda değeri olan ve ekofeminist filozofların katkılarıyla geliştirilen Posthumanist felsefeye başka bir yazımda değineceğim.)
Toz Zerresi İnsanın ” Büyüklük ” İddiası
İnsan denen varlık, bilinen evren içindeki (ki çoklu evrenler olması ihtimalini de unutmayalım) 2 trilyon galaksiden biri olan Samanyolu’nda bulunan, milyarlarca güneş sistemi içinde yer alan bir gezegende yaşayan (şimdilik) bilinen 8.7 milyon türden yalnızca biri! Üstelik dünya üzerindeki tüm biyokütlenin de sadece 10.000’de 1’ini oluşturuyor! İnsan dışındaki tüm varlıkların insan için var olduğunu düşünmek ne büyük bir kibir, farkında mısınız?
İnsan Olmasa…
Yeryüzünden insanı çekseniz diğer varlıklara ne gam? Bırakın gamı, karnaval havası! Türümüz yok olsa bitkiler, hayvanlar, mantarlar, mikroorganizmalar varlık nedenini mi yitirir? İçindeki bir dolu canlıyla beraber gezegenimiz, hatta bütün güneş sistemimiz ortadan kalksa Samanyolu’nda ne değişir? Onu da geçin, galaksimiz külliyen yok olsa Andromeda’nın ruhu mu duyar?
Evrendeki Yerimiz
Bütün bu ölçeklerin içinde kendimizi evrenin merkezinde görmek, en hafif tabirle trajikomik. Bu komediyi ve evrenin içindeki GERÇEK yerimizi görmek için şu videoyu izlemenizi öneririm:
Bu video üzerine söz söylenmez, susalım ve düşünelim…
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Yeni Dünyanın Cesur İnsanı, Kendini Tanımaya Cesaretin Var Mı?
Harika bir yazı. İnsanoğlu.. Freud’un tabiriyle “id”inin kontrolünden çıkması lazım, derhal..
Şöyle bakinca insanın olmadığı yerlerden hayat fışkırıyor.Bizim olmamamız doğanın umrunda bile degil,olmayacak.Kutsanacak bişey varsa o da toprak bence.Doğa bizim emrimizde veya kölemiz değil.Topraktan gelenle hayatini sürdüren insanın kendini üstün görmesi olsa olsa cehaletin daniskası olur ancak.Diyorum ki ey insan canlısı bir ağacın karşısına otur ve sadece izle gör bakalım hanginiz daha “yüce”.Tesekkurler…
Doğanın bizim kölemiz olduğunu sanmak ekolojik krize neden oldu ve şimdi doğanın bizim için ne kadar önemli olduğunu yeni yeni anlamaya başladık. Umarım çok geç olmadan tamamen aklımız başımıza gelir..
Yazınız gerçekten ufuk açıcı. İnsanmerkezci dünya anlayışında insanın her ne kadar her şeyin kendisi için yaratıldığını düşünmesine karşın aslında kendisinden çok daha kompleks bir yapıda ne denli bir “Zerre” olduğunu görüyoruz. Tüketen ve yok eden “Ben/cilliğin” ötesine geçildiğinde ekolojik krizlerin de azalacağı bir gerçek. Yeter ki insan “kendini bilsin”(!) Bir sonraki yazınızı merak ve ilgi ile bekliyoruz.
Ceren Hoca’m bu yazınız bana ” ben değerliyim ” affirmasyonlarını çılgınlar gibi kullanarak bana göre insanları “egosantrik” alana sokanlar geldi. Aarada o kadar ince bir çizgi var ki, bu egosantrik alana girmeden, kendileri ile barışmayı öğretmek ve evrendeki yerimizi öğretmek arasında. Bu başarılabilir mi? Ne dersiniz Hoca’m ?
Öncelikle çok önemli bir noktaya temas ettiğiniz için teşekkür ederim. Kendimizi değerli hissetmek hepimizin ihtiyacı, ancak sorun kendimizi en değerli görmek ve diğerlerini bize hizmet için var olarak değerlendirmek. Kavgayı çıkaran aşırı egosantrizm ve onu dengeleyerek dediğiniz hedefe ulaşmak elbette mümkün. Bu da kendimizi tanımakla erişilebilecek bir başarı. Kendini, kendi olmayanlarla ilişkisi üzerinden tanıyan insan eğer iyi niyetli ve akıllı olursa aşırı egosantrizmi aşarak bilgeliğe ulaşabilir. Bunun içinse samimiyet ve cesaret gerekli.
Sevgiler…
İnsanı düşünmeye sevk eden bir yazı olmuş . Üzerinde düşünmek içinde mükemmel bı malzeme sunulmuş . İşlevsel bı yazı olması hasabiyle ayrıca beğendim . Devamını merakla bekliyoruz.
Duymaz! Duyması için “Umut Yoktur”. Ve hiç var olmamıştır; asla da olmayacaktır…
İnsanı besin zincirinin tepesine oturtan ve salt tüketici gösteren propagandaların bakış açısıyla bakıldığında kesinlikle doğru bir yorum(şuan dünyanın insana bakışı da genelde bu). Ancak İNSANIN ASIL KONUMU ve değerinini gösteren KEMAL ZİNCİRİNİN TEPESİNDE yer almasıdır. Allaha ulaşma yolunda en değerli olması beklenen ve en yüksek potansiyele sahip olduğu için insanın üstünlüğü söz konusu, yoksa bugünkü hümanizm adı altında tamamen emperyalist görüşü empoze eden insan merkezcilik değil! Tüm canlılar zaten döngüyü hiç şaşmadan takip ediyor. Kimliğini kazanması gereken tek varlık insandır. Kimliğini unutmuş bir hayvan yoktur, ama MAALESEF İNSAN OLMA AMACINI unutan insanlarla dolu dünyamız. Kaplan özelliği taşımayan bir kaplan yoktur; peki ya insanlıktan uzaklaşmış insanlar?
Yorumunuz bana insanın nasıl olup da insanlıktan uzaklaşabildiğini düşündürdü. İnsan en nihayetinde doğanın bir parçası, bu haliyle kendi doğasından uzaklaşması nasıl mümkün olabilir? Siz ne dersiniz?
Yasami hayati yaratilisi tanrinin ne yapmak ve ne göstermek istedigini tam anlamadan neyin ne oldugunu dusunculerimizi ve irademizi bilmeden bu konuyu aciga kavusturmak cok ön yargili olmazmı sizce
Yaşamı, yaratılışı ve Tanrı’nın ne yapmak istediğini “tam olarak anlamak” mümkün mü acaba? Bırakınız tam olarak anlamayı, anlamaya yaklaşmaya çalışıyoruz ancak. Hepimiz kendi kabımızca, karınca kararınca…
Homo Sapiens Sapiens olarak belirli bir yere ve tümel bir öneme sahip olabileceksek bile, bu yer, yukarıda anlatılan gerçekleri kavrayış neticesinde açığa çıkacak şey, bir dönüşüm zuhuru olduğu kesin…
Çok teşekkürler, bir sonraki yazıyı ümitle bekliyoruz. Selamlar.
Yureginize, elinize, emeginize saglik hocam. Bir sonraki yazinizi sabirsizlikla bekliyoruz.
Yaziyi okuyunca ve videoyu da izleyince insan diyor ki bizim gibi densizler diger gezegenlerde, galaksilerde yok mu? Birbirimizle karsilassak nasil olurdu? Su cok acik ki hayatin merkezinde “circle” var, hersey daire ve dairelerden olusuyor, hersey birbirinin etrafinda donuyor, bu cok muazzam.
Bu bağlamı sadece insan bazında değil yaşam için kurmak da mümkün. Şimdilik bildiğimiz kadarıyla yaşam dediğimiz şey dünyadan başka bir yerde yok.
Benim fikrime göre bu, dünyayı yine her şeyin merkezi yapar. İnsanla ilgili eleştirilerde de bilinç geliştirme bağlamında yine çok önemli bir ayrım olduğunu düşünmek gerekli.
Bildiğimiz kadarıyla ne yaşam ne bilinçli yaşam dünya dışında yok.
Yaşam nedir diye düşünüp tanımı değiştirmek mümkün olabilir tabii. (Bence tüm gezegenler, yıldızlar vb de yaşıyor.) Bildiğimiz tanımda kalırsak, belki de tüm bu evren dünyada oluşan yaşamı desteklemek için var. Ama belki de yüzlerce, binlerce başka yerde de yaşam var, o zaman işler değişir.
Sanki ihtiyacımız kibirlenmeden değerli olmak. Yaşamın, bilincin değerini kibirlenmeden de bilmek mümkün olabilir.