Tüketmeden Yaşamak

Hiçbir kararımı insan aklının tek bir doğrusu üzerinden vermiyorum, tek kaynağım yaşamı okumak ve her an yeniden okumak; bir sonraki adımı anlamaya, görmeye, atmaya çalışmak.”

Victor Ananias

Tüketme kavramı yaşantımıza ne zaman girdi, ilk defa bu kelime veya eş anlamlıları ne zaman, nerede kullanıldı bilmiyorum ama eminim ki kadim lisanlarda bu kelimenin tam tercümesi yoktur. Yoktur, çünkü gerçekte eğer hiçbir şey yoktan var, vardan da yok olmuyorsa evrende, “tüketmeye” de ne insan ne de başka bir varlığın gücü yeter. Madde, varlık ancak şekil, yapı değişikliğine uğrayabilir ve bu da tabii ki insan ve dünya üzerindeki yaşam için önemli sonuçlar doğurur.

Somuta inip günümüzün yaygın tüketim araçlarından biri olan ulaşımı ele alalım; insan kendisi ve sahip olduğu eşyalarla, varlıklarla birlikte tarih boyunca yer değiştirdi. İlk önceleri kendi bedeni, ayakları, fiziki yetenekleriyle bir yerden başka bir yere ulaştı ve hızı, mesafeyi tamamen doğal koşullar belirledi. Daha sonra araçlar gelişti, hayvanlar ve basit araçları kullanarak yine doğanın koşulları ama bu kez biraz daha müdahaleli ve daha fazla yük taşıyacak, daha uzun mesafeli ve daha hızlı aşacak şeklinde yer değiştirdi atla deve ve eşekle kağnı, at arabası ve benzer araçlarla.

Sonra enerji mühendisliği, petrolün işlenmesi, patlamalı motorlarla çalışan arabalar, suyun kaldırma gücünü kullanan gemiler ve daha sonra yer çekimine karşı havalanıp büyük bir hızla mesafeleri havadan kat eden uçaklarla ulaşım büyük bir dönüşüm aracı oldu. Ulaşım hızı, kalitesi, mesafe, tartışmasız ve kıyas kabul etmeyecek ölçüde gelişti. Bu arada zaman ve bireysel çaba yerini farklı madde ve enerjilerin yoğun tüketimine, daha doğrusu dönüşümüne bıraktı.

(…) Belki oluşan yeni koşullarda insanlığın bir kısmı ya da tamamı için yaşam mümkün olmayacak.

Aslında şu anda bu halihazırda günün gerçeği. Birçoğumuzun günlük müdahaleli kaynak tüketimi sonucunda başka yerlerde aynı anda bir grup insanın yaşamı zorlaşıyor, hatta bazen imkansız hale geliyor. Tüm önlemlere rağmen dünyada açlık ve dengesiz beslenmenin artması, tamamen doğal kaynaklara maksimum müdahaleyle maksimum miktarda ve yoğunlukta kullanımıyla doğrudan ilgili. Hatta doğal varlıklar ve döngülerin “kaynak” olarak algılanması ve hesaplanmasıyla insanın zamanı ve iş gücü dahil her şey hukuksal ve işlevsel olarak mali güçle satın alınabilen kaynak olarak tanımlanabiliyor.

Diğer yandan ekonomik ve kanuni olarak yeterli koşullara sahip olan herhangi biri benim gibi ve istediği kadar uçabilir, bunu sınırlayan herhangi bir düzenleme ne kanunda ne uygulamada mevcut. Doğanın taşıma kapasitesi göz önüne alınmadan yapılan her müdahale, döngülerde ve varlık şeklinde yapılan her zorlamalı değişiklik, maddeleri değil ama bizim iyi yaşama, gelecek nesillerimizle ilgili varlık hayallerimizi tüketecektir bir noktada. Oraya da gittikçe hızlanarak her an daha çok yaklaşıyoruz. Yanı tükenen kaynaklar değil, kaynakların yoğun ve doğal ölçütler dışında kullanımı-dönüşümü ile insan yaşamını destekleyen koşullar oluyor.

Bizi bu noktada asıl ilgilendiren ve gündemdeki tüm tartışmaların konusu “insan”ın, yaşamını sürdürmeyi, kaliteli yaşamı talep ediyor olması. Burada birkaç önemli detay var: Birey tek başına mı ya da sevdikleri kişilerle birlikte mi yaşamını güvence altına almayı istiyor, yoksa tanıdığı, tanımadığı tüm insanlıkla, tüm varlıklarla birlikte mi? Doğanın dengesi geri dönülemeyecek şekilde insan müdahalesi ile bozulduğunda, insanın ürettiği bilim, dünya nüfusunun ne kadarına ve hangi koşullarda ihtiyaçlarını sunabilecek kapasitede? Bireylerin tek bir seçim hakkı olsa ve bir tarafta kendi keyfi, kendi yaşam süresini uzatmak, diğer tarafta ise gelecek nesillerin refahı olsa hangisi seçilirdi acaba?

Bu soruları fark ederek ya da farkında olmadan her gün defalarca cevaplıyoruz. Çok dürüst ve gerekçi bir noktadan cevaplamak istesek eminim dünya üzerinde çok farklı cevaplar gelecektir. Ama önemli olan bu sorulara verilen cevap değil, bugün her bir bireyin her anında izlediği yol, yaptığı hesap ve gösterdiği davranış şekli. İşte gerçeğin tek anahtarı, sorun varsa tek çözüm noktası burada yatıyor. Çok basit bir matematik işlem olarak kabul edebileceğimiz bu hesap, hepimizin defalarca sınavı kaybettiği, kendimizi kandırmak için sayısız bahane bulduğumuz ve sonucunda dünyayı olmasa da, dünyadaki yaşamımızı sürdürme şansımızı “tükettiğimiz” noktaya götürüyor bizi.

Bugün bu körlüğün bir sebebi insanın doğal bir duygusu yine; doğadaki üstün varlık olma, her şeye, tüm yaşama hükmetme kabiliyeti yanılgısına ve iştahına kapılma… Bu duygu ile dinlerdeki kurtarıcının, Mesih’in, altın çağın geleceğinin inancı biri bazen neredeyse bugünkü sorumluluklarımızdan, yaşam disiplini ve doğayı hesaba katma kaygısından uzaklaşıyor. Belki bazılarımız bunların hiçbirisine inanmıyor, umutsuzluk içinde kendini günün akışına bırakıyor, belki bir sorumluluk duygusuyla sonucu değiştirmeye çalışanlarımız da var, belki bazılarımız daha da ileri gidip bu sonuçları doğuran sebeplerle mücadele etmeye adamıştır kendini.

Bu konuda çok dürüst olarak ben ne yapıyorum diye kendi gönlüme bakıyorum, inancım sonsuz. Doğanın yaradılışının gücüne, bütünlüğüne ve birliğine kendi içimde en ufak bir şüphe yok. Bu birliğin toplu bir bilinci, şuuru ve işleyişi olduğuna da eminim. Anladığım ve anlamadığım her olayın, her var olanın bu bütünlüğe hizmet etmekten başka bir şansı olmadığına da inanıyorum. Yoldan çıkmanın, ancak küçük resimde, zaman dilimlerinde böyle tanımlanabildiğini, asıl olarak ise sonsuz dönüşüm içinde tek gerçeğin dönüşümün kendisi ve varlığın bütünü olduğuna inanıyorum. Neredeyse bildiğim tüm bilimsel gerçeklikler ve öğrendiğim her dini bilgi benim için bunları doğruluyor.

İnanıyorum ki her varlık her an hem “tohum” (geleceği oluşturan her türlü bilgi, madde, enerji vb.) hem de “hasat” (var olan, geçmiş süreçler sonunda ortaya çıkan madde, etki, bilgi, imkan vb.) potansiyel taşıyor. Bu da bana çok basit bir matematikle yaşama duygusu, sorumluluk hissi ve aşkı veriyor.

Bu matematik şöyle: Her an var olana, içinde bulunduğumuz noktaya bakarak o an yapabileceğim şeyi, elimden geleni hep yeniden yapmak, aynı şeyi tekrar yapmak. Mesela şu an yaşamın hayrına olduğunu düşündüğüm toplantılar, buluşmalar için gidiyorum Londra’ya. Uçak kullanmak gibi tükettiğim kaynaklar nedeniyle yaşama verdiğim zararlardan daha fazla katkım olacağını umut ederek dua ediyor ve bunun için her anımı dikkatle yaşıyorum; mucizeleri, yol işaretlerini gözden kaçırmamak için. Hiçbir kararımı insan aklının tek bir doğrusu üzerinden vermiyorum, tek kaynağım yaşamı okumak ve her an yeniden okumak; bir sonraki adımı anlamaya, görmeye, atmaya çalışmak. Böyle olunca sürekli heyecan ve umut, motivasyon içinde yaşamaya, emek vermeye gücüm ve isteğim oluyor. Biliyorum ki attığım her adımda hem tohum hem hasat mevcut.

(…) Bu matematiğin yaşam boyu öğrencisi oldum, olacağım inşallah. Başka bir tanımlamaya ihtiyaç duymadan ve farklı tanımlamalara, adlandırmalara, inançlara saygı duyarak “Allah’ın izniyle” demeyi çok seviyorum. Bu bana her seferinde yeniden bakma, daha iyi hizmet ve hareket etme şeklinin olup olmadığını yorulmadan sorgulamaya imkan veriyor. Böylece doğruyu ve eğriyi sınırlı aklım ya da bilgi evreninden alınıp çerçevelenmiş kısır bir bilgiyle tespit etmemiş oluyorum. Bu nedenle de yanlışım, doğrunun tohumu haline geliverebilir. Dönüşümün bu boyutu sadece ve sadece yaşam birliğinin ürettiği tohumlarda vardır, inşallah!


  • Kaynak: Victor Ananias, Yaşam Dönüşümdür, Doğan Kitap, İstanbul 2016, syf. 125-128.