Kim Hatırlıyor? Nasıl Hatırlıyor?

Bir gün gözünüzü açtınız. Hiç bilmediğiniz bir odada, hiç bilmediğiniz eşyaların içinde, hiç bilmediğiniz ve daha önce görmediğiniz bir yataktasınız. Şöyle bir hafızanızı yokladınız, ben buraya nasıl geldim? Cama koştunuz. Gözünüzün görebildiği her şey size yabancı ve sizden başka kimse yok. Havanın gri olduğu, terk edilmişliği ve kâğıtların uçuştuğu sahneleri hatırlayın, oradasınız. Şimdi ne yapacağım? Üzerinden yıllar geçiyor ve tek başınalık sizin yeni normaliniz. Geçmişinize dair neyi hatırlardınız, nasıl hatırlardınız?

 

Beni, Ben Yapan Nedir?

Hayatı bir yolculuk olarak düşünecek olursak, hepimiz bir yoldayız. Yolculuk sırasında ister istemez farklı insanlara, olaylara denk geliyoruz. Bunun sonucunda yola devam edebilmek için karşılaştığımız ‘’her şeyden’’ ihtiyacımız olanı çantamıza koyuyoruz. Bazen her ne kadar yolculuğa hazırlıklı çıksak da beklenmedik şeyler başımıza geliyor ve yolculuk planını değiştiriyoruz. İşte bu yol aslında bizim hafızamızdır. Beni ben yapan da yolda yürürken arkamı dönüp baktığımda gördüğüm manzaradır.

 

Yolda Kendin Olmak!

Nedir bu herkesin söylediği ‘’kendin ol’’ lafı? Kendin olmak tam da yolculukta başımıza beklenmedik bir olay geldiğinde sorumluluğu kabul edip karar vermektir. Yapıp etmelerimizin sorumluluğunu bizden başka kim alacak? Kimse. Yani, eylemde özgürce bulunabildiğimiz sürece kendimiziz. Ancak bir şeyi özellikle belirtmek gerekir ki kendilik, yolun sonundadır ya da yoldadır. Hiçbirimiz yola kendimiz olarak başlamayız. Ancak bu amaç için yola çıkarız. Yoldayken de izleri takip ederken çantamıza koyduğumuz sembolleri, şiirleri, insani tüm yapıtları biriktirmeye başlarız. İhtiyacımız olur diye düşünerek aldığımız her şeyi çantamıza koyup içindekileri düşürmemek adına ağzını sıkıca kapatırız.  Önemli olan izler vesilesiyle ya da alışveriş yaparken kendimizi yeniden sahiplenmektir. Kendimizin dışına çıkabilmek ve kendimizi yeniden sahiplenmektir.

 

Yoldaki Hatıralarım

Geriye dönüp baktığımızda yolda başımıza gelenler, hatıralarımız; aslında düşününce büyük bir soru işaretidir. Çünkü yokluğun var olmasıdır. Gözünüzde canlanır koskoca mazi! Ancak aslında yoktur, geride kalmıştır. Herhangi bir şeyi hatırlamanız için o şeyin varlığının korunmasına gerek yoktur. Bir zamanlar başınıza ne geldiğini, ne hissettiğinizi hatırlamanız için aynı şekilde hissetmeden de hatırlamanız mümkündür. Asıl hatırladığımız, yolda başımıza gelenler değildir. Başımıza gelenlerin bizde bıraktığı izlerdir. Ancak her yolculukta başımıza ne geleceğini bilmediğimiz gibi izleri takip etmenin de riskli tarafları vardır. Çünkü hafızamız bir kullanım gerektiriyorsa eğer yanlış kullanım riskini de her zaman taşır. Farkına varmadan taşıdığımız bir anıyı eylem olarak davranışımıza yansıtma riski yol boyunca vardır. Çoğu zamanda bu eylemi farkında olmadan tekrarlarız. Bu yüzden başka yolcular tarafından manipülasyona da çok açıktır. Bu kırılganlık her zaman bizimledir. İnsanın kendisi olma zorluğunda her zaman köşe başında ‘’başkaları’’ beklemektedir.

 

Yoldaki Kendimiz ve  ‘’Başkaları’’

Kendimiz olma gayreti hep bir başkayı yaratır. Bir başkasına karşı kendimiz olmaya çalışırız. Başkalarına sözler veririz, eylemde bulunuruz. Hatıralarımız da hep bir başkasını içerir ve temelinde yolculuğumuzdaki macera öykülerini saklar. Bu yüzden zaman algımız öyküseldir. Çünkü bir olayı anlattığımızda, bir yol tarif ettiğimizde bu tarif hiçbir zaman tam olarak ‘’aynıyı’’ içermez. Öykümüzdeki olay örgüsü, izleri takip ettikçe değişiklik gösterir. Geriye dönüp baktığımızda başımıza gelenler de aslında sadece tek bir ‘’anı’’ ya da ‘’olay’’ içermez; macera ‘’öyküleri’’ içerir. Çünkü yol uzadıkça adresler kaotiktir, birbirine karışır. Kaybolma riskine karşı kafamızın içinde bir düzen kurmamız gerekir. Bunu da imge ve hayal yardımıyla yaparız. Aynı zamanda bu öyküleri başkalarından ayrı düşünmemizde mümkün değildir. Çünkü öykülerimizdeki tek karakter bizler değilizdir. Yanımızda başka insanlar da vardır. Başkaları, öykülerimizi bireysel boyuttan toplumsal boyuta taşır. Başkalık sadece karşımızdaki değildir. Bizde bir başkasının macera öyküsünde bir başkasıyızdır.

 

Ortak Öykülerimiz: Toplumsal Kimlik

Toplumsal hafızamız olmadan bireysel hafızayı düşünmek bizi yanlış adrese götürür. Neyi hatırlıyorum? Sorusu daima toplumsal boyuta gitmemizi gerektirir. Çünkü hatıralarımız hiçbir zaman bireysel değildir. Daima ‘’başkalarını’’ da ilgilendirir. Toplumsal hafıza ve yolda oluşturduğum ‘’kendi’’ öykülerim arasındaki ilişki, herkesin kendi yolundaki farklı öykülerini içermesidir. Yani toplumun kimliğini oluşturan bizlerin ortak öyküleridir. Her birey, kendi içinde aslında bütünsel anlamda tarihin toplumsal koşullarının ve varoluşunun önceleyen bütün bir zamansal anlamını içerir. Yola kendin olarak başlayamamızın sebebi budur. Biz, bizden önce yazılmış, yaşanmış öykülerin içine doğarız. Her insan belirli olay örgülerinin bir sonucudur. Toplum olan adeta bir hayalet gibi insanın içinden geçip gider. Sadece yeniden ürettiklerimiz değil aslında çatıştığımız değerlerle de aynı düzlemi paylaşırız. Bu sayede aynı çatışmalar ve aynı değerler her bir insanda yeniden üretilir.

 

Toplum Bireyi Dönüştürüyorsa, Toplumu Kim Dönüştürüyor?

Her bireyin çıktığı yolda yeniden ürettiği sıkışık ve yaratıcı durumlar, her bireye göre farklılık göstermektedir. Karşılaştıklarımız, karşılaşmadıklarımız kişiden kişiye değişir. Farklı olanı düşünme ve hayal etme kapasitesi yol boyunca şekillenir. Ancak bu düşünme ve hayal etme kapasitesi sadece bireyin unuttukları ve hatırladıklarından ziyade toplumsal bağlamda, haritanın tamamında gerçekleşir. İnsanlar anılarını toplum içinde edinir ve toplum içinde hatırlar. Tanıdık bir bankta, bir seste, bir kokuda anılara dalar giderseniz. Bir insan, bir renk, bir bina sizi anıdan anıya sürükler. Yolun başında sahip olduğumuz anılar bile aslında ‘’başkalarının’’ bize anlattıklarıyla sınırlıdır. Ailenin anlattıklarıyla başlar macera; sadece büyük olaylar değil kendi içindeki dönüm noktaları da bize aktarılan şekilde tanımladıklarımız ve hatırladıklarımızdır.

 

İnsanlar, ailelerinin toplumsal gruplarının çerçevelerinde hikâyeyi yeniden üretirler.  Kültürleri dâhilinde de hatırlama biçimleri sergilenir. Bu olayları bir başkalarına anlatırken her seferinde yeniden bugünün çerçevesinden bakarız. Yola yeni çıkan kendimizden ziyade yoldaki kendimiz ile hatırlamaya ya da unutmaya çalışırız. Bu yüzden bireysel hafızamızda oluşturduğumuz yol tariflerini hatırlamak için bir çaba göstermemiz gerekir. Bu çabanın kendisi bir anlamda ait olduğumuz, olmak istediğimiz grupların öykülerinin bir kenara yazılması ve bununla ilgili maddi, gerçek öykünün saptırılması açısından temel bir işlev görür. Bu gerçeklik öyküsünün de bir anlamda bireylerin; toplumların, grupların kendi gerçekliklerine kendileri hakkında yalan söylememenin, başa çıkamadığımız şeyleri doğru anlamak, doğru yorumlamak ve ortak kolektif bir irade ortaya koyabilmek için bu belleği doğru üretmek ve doğru taşımak temel bir görev haline gelir. Çünkü toplumsal hafıza bir tortulanmadır. Zaman geçtikçe toplumsal anlamda bu tortular katmanlaşır ve o çerçeve içinde çoğalır.

 

Toplum Nasıl Değişir?

Bazen yolumuzu şaşırma ya da toplumun deyimiyle ‘’yoldan çıkmak’’ tam anlamıyla bir kaybolma değildir. Sürekli size verilen haritada yol bulmaya çalışmak bireysel özürlüğün ortadan kalkmasıdır. Onun için toplumlarda bireyler daima birbirini tekrarlar. Bazıları bu ‘’verili olanın’’ dışında kalır ya da sıyrılır. İşte insanın sınırlarını aşması tam olarak böyle bir şeydir. Tekrar döngüsünü kırar ve ilk gördüğü kırtasiyeye girip kendine yeni bir kâğıt kalem alır. Hiç vakit kaybetmeden kendi haritasını, kendi kalemiyle tekrar çizmeye başlar.

Zira üzerinden yıllar geçmiş ve üzerinde hiç çalışılmamış sabit fikir ve yargılar, artık değiştirmesi pek zor, hatta çoğu zaman imkânsız kalıplara dönüşebilir. İşte o kalıplar, özgür düşüncemizi daracık bir alana hapseden zihin hapishanemizin duvarlarını oluşturur.

Sinan Canan

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor: Ütopya

Kaynakça:

  • Hafızanın toplumsal çerçeveleri- Maurice Halbwachs
  • Felsefe Seminerleri Dizisi – Selami Varlık – “Felsefe ve Bellek”
  • https://www.youtube.com/watch?v=LjSeXzB9jGw&t=5886s
  • Felsefe Seminerleri Dizisi – Nazlı Ökten – “Bellek ve Sosyoloji”

2 Yorum
  1. Vera Sara Poyraz

    Merhaba Aycan Hanım, muhteşem bir yazı olmuş! Okudukça aldığım keyif gitgide arttı, kaleminize sağlık

    1. Aycan Akgül

      Merhaba Vera Hanım, beğenmenize çok sevindim. Güzel yorumunuz için teşekkür ederim

Yorum Yap