Aşkın Dört Zamanı

Seslendiren: Burak Bulut

Tüm ilişkilerimiz şimdiki zamanda başlar…

Her şey şu anda oluyordur. Kokular, dokunmalar, gördüklerimiz, hissettiklerimiz içimizde (hormonlarımızda) ve dışımızda (davranışlarımızda) olan şeylerin bütünü, bizi şimdiki zamanın içine çeker. Hoşlandığımız, sevdiğimiz, âşık olduğumuz insandan ayrı kalsak bile özlediğimiz şey, ona tekrar kavuştuğumuzda yaşayacağımız bir “şimdiki zamandır”. Tüm ilişkilerin çekirdeğidir şimdiki zaman, tüm ilişkilerin anne sütüdür, mayasıdır. Başka her şeyden ama her şeyden uzak bir şimdiki zamanda ne kadar kalmayı başarırsak o kadar güçlü başlarız ilişkiye.

 

Sonra yavaş yavaş şimdiki zamanlarımızın içine geniş zamanlar sızmaya başlar. Sevdiğimiz insanın da insanları, hayvanları, tüm canlıları sevdiğini bilmek isteriz mesela. Buna nispeten kolay uyum sağlanır. Sıradan saydığımız ve aslında sıradan olduğunu bildiğimiz bizlerin de aşkının tüm büyük romanlardaki gibi evrensel olmasının, bize ve hatta dışarıdan şahit olanlara da öyle hissettirmesinin temelinde bu yatar. Basit bir balkonda daha önce onlarcasını yaşadığımız bir mevsimin başlangıcında, gökyüzünde sadece varlıklarını sezdiğimiz yıldızlara bakarak evrenin ne kadar anlamlı bir parçası olduğumuzu düşünürüz bu yüzden.

 

Tüm olasılıklarımız içinden birbirimize en uyumlu, birbirimizin en iyi hâlini sorgular, bunları birbirimizde bulmaya çalışırız. Henüz ilişkiye gelecek ve geçmiş zaman gelmemiştir; duygusal ilişkinin en zevkli hâlidir. Bize yaşamın bir döneminde dünyada anlamlı bir şey yapma fırsatı denk gelecekse işte bunu tam da bu zamanda bulabiliriz. İlişkinin şimdiki zamanına sızan geniş zamanın sorgularında…

 

Sonra istesek de istemesek de geçmiş ve gelecek zaman bizi ansızın yakalar. Hangisi önce gelir bilemeyiz; hangisi daha çok sarsar bilemeyiz. Ama varlıklarını şimdiki zamanda artık kalamamamızdan anlarız. Onlar geldi mi her şey ya yarın içindir ya da dünle ilgilidir. 

 

Geçmiş, bizi karşılaştırmalar yapmaya iter. Yaşadığımız ve yaşayacağımız her şimdiki zamanın biricikliğini bir kenara bırakır, bir işletmeci gibi ölçmeye başlarız. Kokuları, görüntüleri hele de hisleri karşılaştırmaya başladığımızda tuzağına düşmüşüzdür geçmişin. Yine de gelecekten daha zararsızdır geçmiş. Ne de olsa her hatırlanan hikâye yeniden kurgulanabilir. Depresyondan kaçmayı bilen her insan bunu bilir.

 

Her ilişkinin en büyük savaşıdır gelecek zaman. Hem belirsizdir, hem de her fırsatta endişeler ekmeye başlar. Olacak olan ve olasılık olan her şey gelecek zamanın içindedir, biliriz ve korktuğumuz, hazırlanamadığımız her şey için içine korkular ve endişeler ekleriz. Zekâmızın ve hayal gücümüzün büyüklüğü kadar büyüktür endişelerimiz. Bu endişelerin hayatımıza eklendiğini, hayatımızı zehir ettiğini düşünürüz, hâlbuki güpegündüz gelecek zamanın içindeyizdir işte. Şimdiki zamanı çoktan kaybetmişizdir.

 

Bizi hemen her seferinde hazırlıksız yakalaması da cabası. Islak kumları avucumuzdan dökerek kumsalda kale yapmaya çalışmak gibidir. Gözlerimiz ellerimizde, akıp giden zamana/kumlara bakarak hangi dalganın ne zaman geleceğini bilmeden bir şey inşa ettiğimizi zannederiz. Hâlbuki herkes bilir ki biz önümüze çıkan seçenekler içinde küçük kararlar vererek ilerleriz geleceğe. Bu küçük kararların bizi hangi sonuca taşıdığı ise sadece geniş zamanın hikâyesidir.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazımız sizin için geliyor:  20 Yaşıma;

Yorum Yap