Kekstranın Jölesini En Son Yiyenlerden Misiniz?

 

Geçenlerde arkadaşımla yaşadığım sohbeti birebir aktarıyorum:


Arkadaşım:
Duyguş sana bir iyi bir kötü haberim var, önce hangisini söyleyeyim?

Ben: Kötü.

Arkadaşım: Neden kötü olan?

Ben: Hazzımı erteliyorum. 

Arkadaşım: ?

Yine ne diyorsun acaba?” bakışlarıyla yargılanırken, günlük hayatıma uyarlamaya çalıştığım “hazzı erteleme davranışı”ndan bahsetmeyi kendime borç bildim. 

Öncelikle: “Haz nedir” sorusundan başlayalım.

Haz: Hoşa giden bir şeyin uyandırdığı duygu, istek duyulan bir şeyi elde etmekten doğan hoşnutluk duygusu.

Hazzı ertelemek: kişinin daha sonra ulaşacağı ödül için, tercihte “anlık” bir ödülün cazibesine direnmesi durumunda maruz kalınan süreci anlatır. 


Hazlar kişiden kişiye değişmekle beraber;
“Black Friday” indiriminde alışveriş yapmak, sigara içmek, yorgun ve aç geçen bir günden sonra yenen güzel bir akşam yemeği, seks, Karamel Macchiato’dan alınan ilk yudum gibi 21. yüzyıla dair verebileceğimiz binlerce örnek var.


Peki hazzı ertelemek
(delayed gratification) nedir? Kişinin daha sonra ulaşacağı ödül için, tercihte “anlık” bir ödülün cazibesine direnmesi durumunda maruz kalınan süreci anlatır. Literatürde, artan erteleme yeteneğinin, gelecekteki akademik başarı, fiziksel ve psikolojik sağlık, sosyal yetkinlik gibi birçok pozitif sonuca yol açtığı görülüyor. Özellikle yaşam koçlarının ve motivasyon konuşmacılarının sıklıkla başvurduğu, dünyaca bilinen “Marshmallow Deneyi” bu terimin çıkmasını ve bu kadar popüler olmasını sağlamıştır.

 

Marshmallow’u Yemek Mi, Hazzı Ertelemeye İkna Olmak Mı?

İsterseniz bilmeyenler için önce deneyi izleyelim:

1960’ların başında yapılan deneyin sonuçlarına baktığımızda ikinci marshmallow’u bekleyip, testi başarıyla geçen çocukların seneler boyu takibi yapıldığında gerçekten de akademik hayatlarında daha başarılı, daha fit oldukları gözlemlenmiş! Evet hazzı ertelemenin bilimsel kanıtı bulunmuş. Fakat bu ünlü deney hakkında az bilinen, değinmeden geçemeyeceğim bir nüans var. Deney, 60 sene sonra, 2018 yılında tekrarlanmış. İlk deneyde gözden kaçırılmış önemli bir kriter olan, çocukların hepsinin aynı sosyo ekonomik düzeyde olma kriteri değiştirilmiş ve daha homojen bir deney grubu oluşturulmuş. Sonuç: daha farklı sosyo ekonomik statüye sahip çocuklarla elde edilen gelecekteki başarı oranı, ilk deneyin neredeyse yarısı kadar bulunmuş. 

Elbette ikinci kez gerçekleştirilen deney, ertelemenin getirdiği pozitif sonuçları reddetmiyor ama burada kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var. Hayatında az sayıda marshmallow yemiş bir çocuk ile uygunsuz davranışları sergilemediğinde ailesi tarafından ödülünü alan çocuk aynı değil,  olamaz. Çocuğuna verdiği sözleri tut(a)mayan bir annenin çocuğunun, marshmallow’u saklayıp sabırla, sükut içinde beklemesini ummak ne kadar doğru değilse; bir avcı toplayıcı kabilenin üyesi, tesadüfen bulduğu nadir bal peteğini mideye indirirken, her gün kahvaltısında bal olan bir Roma senatörünü karşılaştırmak da bir o kadar saçma. Araştırmalar da bunu doğrular nitelikte: Dar gelirli insanlar hayatlarını genellikle kısa ve orta vadeli planlara, günlük hazlara odaklıyor. 

Hazzı Erteliyoruz Da Beynimizde Neler Oluyor?

Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz dopamin hormonu aslında bir haz maddesi ve beynimizdeki ödül sistemini aktive ediyor. Ödül yolu beynin merkezindeki ventral tegmental alan adlı bir bölgeden başlıyor. Buradaki nöronların görevi size sarsıcı bir haz veren ve sizi iyi hissettiren dopamin nörotransmitterini salgılamak. Beyinde hiçbir şey bağımsız çalışmadığına göre, dopamin de hafıza ve davranışlarımızla bağlantı kurmayı kendine borç biliyor. 

O leziz sıcak lahmacunu ısırdığınızdaki hazzı şu an hatırlamanız (hatta ağzınızda şu an fındık lahmacunun tadı belirebilir) işte bu yüzden! Bağımlılığın gerçekleşmesindeki süreç gibi hazzı ertelemeden sürekli yaşamaya devam edildiğinde bu “ödül sistemi” artık eskisi kadar etkili olmamaya başlıyor. “Şımarık” diye tabir ettiğimiz insanların patolojisinde bunlar var mıdır dersiniz? Deneyde üzerine düşülen gelir seviyesinin eşitsizliği haricinde; kişinin sahip olduğu karakter ve bu karakterin getirmiş olduğu dürtüler de kontrol mekanizmasını etkiliyor olmalı. Örneğin, karısı o gün sevişmek istemedi diye sabredemeyip başkasıyla sevişmeye giden erkek gibi…

Aslında bendenizin yeni keşfettiği bu “hazzı erteleme” doğu felsefesinde budistler, taocular tarafından yüzyıllardır kullanılıyor. Bizim en aşina olduğumuz erteleme ise Ramazan ayında tutulan “oruç”. Oruç, gayet bilinçli ve istekli (bu kısım tartışılır) bir şekilde, bazı ay ve konumlarda 17 saate varan açlık süresiyle, Müslümanlar tarafından her Ramazan ayında tutuluyor. “Ödülünü” ahirette alacağı inancı temelinde, “nefs” biyolojik ihtiyaçlara rağmen terbiye ediliyor. Aslında bu durum bulabildiği her şeyi tüketme eğiliminde olan bizlerin doğasına aykırı bir durum olsa da atalarımızın, gelecekte kendilerini güvende hissedebilmek adına mamut etini yarın yiyebilmek için ertelemesi ile, bugün yatırım yapılan hisse senetleri birbirinden çok da farklı değil. 

Kendine Meydan Okuma > İradeyi Geliştirme > Öz Disiplin & İç Kontrol!

Bütün bu olup bitenden çıkardığım sonuç bu ertelemelerin, fedakarlıkların başarıyla doğru orantılı olduğu. “Başarılı olmak” kısmı göreceli bir kavram olsa da yolun sonu aynı: Kendine meydan okuma > iradeyi geliştirme > öz disiplin & iç kontrol! Elbette bunu ilk ve tek söyleyen ben değilim, Daniel Goleman’a göre “iç disiplin”, hayatı akıllıca yaşamanın ön koşuludur. İç disiplinden kasıt duyguları bastırmak değil bunları dengede tutarak kendini yönetebilmektir. 

Ne Kadar Dengelisiniz?

Eee hayatın tadı eğlencesi nerede kaldı? Hemen söyleyeyim “denge kurmada.” Sürekli fedakarlıklar yaparak (bir başarı kazancına erişemeyeceğini bildiğin halde yapılan fedakarlıklar dahil), hiçbir şeyin tadına var(a)mayarak geçirilen hayat boşa geçirilmiş olurdu. ODTÜ’nün efsanevi hocası Muhan Soysal, defterine biriktirmek konusunu ikiye ayırarak yazmış:

  • Eğer geleceğe ilişkin planlarınızdan ötürü biriktiriyorsanız, kendinizi disiplin altına almışsınızdır.  Bu hazzın ertelenmesidir.
  • Eğer ne yapacağınızı bilmiyor, ama çeşitli endişelerinizden ötürü para biriktiriyorsanız, duygusal yaklaşımınız devam ediyordur. Varyemez davranışı, disiplin değil duygusallıktır. 

(Konuyla ilgili birkaç örneği incelemek isterseniz:  https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2020/10/24/banka-hesaplarinda-unutulan-para-dudak-dudak-ucuklatti , https://www.youtube.com/watch?v=ZKtPjekziVs )

“Dur ben şu yakaladığım zebrayı şimdi değil akşam yatarken yiyeyim” diyen bir aslan olmayacağı için bu durumu düşünme yeteneğine sahip olan, aynı zamanda gerçekleştirmeyi pek beceremeyen tek canlı biziz. Kekstra’nın jölesini en sona bırakmanız, hayalinizdeki okulu kazanabilmek için o dizinin son bölümünü izlemeyi ertelemeniz dileğiyle…

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse sıradaki yazı sizin için geliyor: Pardon, Hayvanlar İçin Bağış Topluyoruz Da…

Kaynaklar ugurozmen.com/yasamin-icinden/hazzi-ertelemek bilimveaydinlanma.org/zevk-doyurmanin-sinifsalligi
7 Yorum
  1. Hatice Pala

    Duygu Hanım , tebrik ediyorum. Güzel bir konuya değinilmiş çok keyifli bir yazı. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum.

  2. Mehmet Salih

    Duygu Hanım , farketmediğimiz ama hayatımızın bir parçası olan bir durumu verdiği birçok örneklerle ve karşılaştırmalarla farkındalık yaratarak güzel bir konuyu ele almış. Ders niteliğinde bir çalışma olduğunu düşünüyorum.

  3. Brock wish

    “zaten biliyoruz” diye geçiştirilen onca bilginin simülatif bir örneğini görmek çok keyif vericiydi. Yazılarınızın devamını diliyorum.

  4. Neslihan Sağnak

    Gene bana kendimi sorgulattınız..hazzını erteleyenlerden miyim..
    Tebrikler.. 👏

  5. TC Sıla Sağnak

    Bilgilendirici ve keyifli bir yazı olmuş elinize sağlık:)

  6. Kaan Sağnak

    Uzun zamandır bir yazı ile gündelik yaşantımla ilgili bir şeyin farkındalığına varmamıştım. Çok hoş mizahi göndermeler ve açıklayıcı bu yazı için yazara sonsuz teşekkürler..

  7. Şeydanur Güler

    Geçen gün eti cin yerken ortadaki jöleli kısmı yemeyi neden yıllardır en sona bırakıyorum ki diye sorgularken bugün bu bilgilendirici yazıyla karşılaştım. Teşekkür ediyorum, öğrendiklerim için 🙂

Yorum Yap